ALLAH`A İMANIN İNSAN HAYATI ÜZERİNDEKİ TESİRLERİ

O HALDE SEN VE BERABERİNDE TEVBE EDENLER, EMROLUNDUĞUNUZ ŞEKİLDE, DOĞRU YOLU TUTUN. SİZDEN HİÇBİRİNİZ BÜYÜKLENİP, ALLAH TARAFINDAN KONULMUŞ SINIRLARI AŞMASIN; ÇÜNKÜ UNUTMAYIN YAPTIĞINIZ HERŞEYİ O GÖRÜYOR. (KURAN-İ KERİM 11:112)

Ebu'l Ala El-Mevdudi

23-02-2020

ALLAH'A İMANIN İNSAN HAYATI ÜZERİNDEKİ TESİRLERİ

Şimdi "Lâilâhe İllallâh"ın insan hayatı üzerinde meydana! getirdiği etkileri inceleyelim ve O’na inanan kimsenin hayatta niçin daima başarılı olduğunu, onu reddeden kimsenin dünya ve ahiret hayatında niçin başarısız olduğunu görelim.

 

1) Bu kelimeye inanan birisi asla dar kafalı olamaz. O, göklerin ve yerin yaratıcısı, doğu ve batının sahibi ve bütün kâinattın besleyicisi bir Allah'a inanmaktadır. Bu inançtan sonra dünyadaki hiçbir şeyi kendine yabancı bulmaz. Kâinattaki herşeyi kendisinin de sahibi olan aynı Allah'a ait görür. Düşünüş ve davranışında önyargılı değildir. Şefkat, sevgi ve hizmeti belirli bir sınıf ve grupla sınırlı kalmamaktadır.

 

Geniş görüşlüdür, zihnî ufku genişler, özgürleşir ve Allah'ın âlemleri kadar sınırsız olur. Bu ateist, bir çok tanrıcı yahut insan benzeri sınırlı ve eksikliklerle dolu güçlere sahip olduğu kabul edilen bir tanrıya inanan bir kimse, bu görüş ve zihin genişliğine nasıl erişebilir?

 

2) Bu inanç, insanda kendine saygı ve izzeti nefsin en yüksek derecesini oluşturur. İnanan kimse, her gücün sahibinin Allah olduğunu, O’ndan başka hiç kimsenin yarar veya zarar veremeyeceğini, ihtiyaçlarını karşılayamayacağını, hayat verip alamayacağını, otorite ve etkiye sahip olamayacağını bilir. Bu inanç, onu Allah'tan başka her güce karşı kaygısız, bağımsız ve korkusuz hale getirir. Allah'ın hiçbir kulu önünde biat kastıyla boyun eğmez, başka hiç kimsenin önünde elini açmaz. Hiç kimsenin büyüklüğünden korkmaz. Bu zihnî nitelik ve özelliği başka hiç bir inanç veremez.

 

Çünkü, Allah'a bazı varlıkları ortak koşan veya Allah'ı inkâr eden kimselerin, biat kastıyla bazı yaratıklar önünde boyun eğmeleri, onları kendilerine yarar veya zarar verebilecek şeyler olarak kabul etmeleri, onlardan korkmaları ve bütün ümitlerini onlara bağlamaları gerekir.

 

3) Bu inanç, kendine saygı yanında insanda tevazu ve alçak gönüllülük duygusunu da meydana getirir. O’nu gösterişten uzak yapar, inanan bir kimse asla kibirli ve mağrur olamaz. Güç, servet ve varlığın gururu kalbinde yer bulamaz. Çünkü O, sahip olduğu herşeyi Allah'ın verdiğini ve Allah'ın onları verdiği gibi, alabileceğini de bilir. Buna karşı, inanmayan bir kimse bazı dünyevî varlıklar elde edince kibirlenir. Çünkü bu varlıkların insanın kendi değerinin bir karşılığı olduğuna inanır. Aynı şekilde, gurur ve kibir şirkin (Allah'a ulûhiyet hususunda başkalarını ortak koşma) zorunlu bir ürünü ve tabiî bir sonucudur, çünkü müşrik bir kimse, insanlar arasında olmayan tanrılarla, özel bir ilişkisinin olduğuna inanır.

 

4) Bu inanç, insanı faziletli ve dürüst yapar. O, kendisi için ruh temizliği ve dürüst davranıştan başka hiç bir başarı ve kurtuluş yolu bulunmadığına inanır. Her tür âdil olan, ilâhi güçleri kullanımında hiç kimsenin eli ve etkisi altında olmayan Allah'a imanı tamdır.

 

Bu inanç onda, dürüst yaşamaz ve âdil davranmazsa başarılı olamayacağı bilincini oluşturur. Bu olmazsa, hiç bir etki ve gizli faaliyet O’nu başarısızlıktan koruyamaz. Buna karşılık kâfirler ve müşrikler boş ümitlerle yaşar. Bazısı kendi günahları için "Allah'ın oğlunun" (Hz. İsa) keffaret olduğuna inanır, bazıları kendilerinin Allah'ın iltimaslı kulları olduğunu ve cezalandırılmayacaklarını zanneder, diğerleri azizlerin kendileri adına Allah karşısında aracılıkta bulunacağına inanır.

 

Bir kısmı da tanrılarına adaklar adar ve böylece tanrılarına rüşvet vererek tüm saçma ve kötü davranışları için ve istediklerini yapma hususunda ruhsat aldıklarına inanır. Bu boş inançlar, onları daima günah ve kötü davranışların ağına düşürür ve tanrılarına güvenerek ruhlarını temizlemeyi, saf ve iyi bir hayat yaşamayı ihmâl ederler.

 

Ateistlere gelince, onlar iyi veya kötü hareketlerinden dolayı kendisine karşı sorumlu olacakları, kendilerinden üstün, ilâhî güce sahip bir varlığa inanmazlar. Bu nedenle, bu dünyada istediklerini yapmak hususunda kendilerini serbest kabul ederler. Kendi arzuları tanrıları olur, istek ve arzularının köleleri gibi yaşarlar.

 

5) İnanan kimse, her türlü şart altında ümitsizliğe ve üzüntüye kapılmaz. Yer ve göklerin bütün hazinelerinin sahibi, lütûf ve ihsanı sınırsız ve gücü sonsuz olan Allah'a imanı tamdır. Bu iman kalbine olağanüstü bir teselli aşılar, O’nu huşû ile doldurur ve ümitli kılar.

 

Bu dünyada bütün kapılardan geri çevrilebilir, hiçbir şey gayesine hizmet etmeyebilir, her şey birbiri peşisıra O’nu terkedebilir ama, Allah'a olan iman ve güveni O’nu asla terketmez ve bunlardan destek alarak mücadelesine devam eder.

 

Müşriklerin, kâfirlerin ve ateistlerin kalpleri dardır, sınırlı güçlere güvenirler ve bu nedenle, zor durumlarda hemen ümitsizliğe düşerler ve sık sık intihar ederler.

 

6) Bu iman, insanda çok kuvvetli bir azim, sabır ve Allah'a güven duygusu oluşturur. İnsan, kararını verip imkânlarını Allah'ın rızasını kazanmak için ilâhî emirleri yerine getirmeye adayınca, kâinatın sahibinin arkasında olduğundan ve kendisini desteklediğinden emîn olur. Bu güven O’nu bir dağ gibi sağlam yapar ve hiç döndüremez. Şirk, küfür ve ateizmin böyle bir etkisi yoktur.

 

7) Bu inanç insana cesaret ilham eder. İnsanı korkak yapan iki şey vardır.

 

a) Can, mal ve evlada düşkünlük,

b) Allah'tan başka can alıcı birinin olduğu ve insanın belirli yollara başvurarak ölümden kurtulacağı fikri...

 

"Lâilâheillallâh"a inanmak, zihni her iki fikirden de temizler. Hayatı, malı ve diğer herşeyin aslında Allah'a ait olduğunu bildiği için ilk fikir zihninden çıkar. Hiçbir silâhın, insan ve hayvanın kendisinin canını alma gücüne sahip olmadığını, yalnızca Allah'ın bunu yapma gücüne sahip olduğunu bildiği için ikinci fikirden de kurtulur. Kendisi için belirli bir zaman tayin edilmiştir, dünyadaki bütün güçler bir araya gelse bile, hiçbir kimsenin canını belirlenmiş zamanından önce alamazlar.

 

Bu nedenle, Allah'a iman eden birinden daha cesur hiçbir kimse yoktur. Hiçbir şey O’nu yıldıramaz, en korkunç düşmanlıklar, muhalefetler ve en güçlü ordular onu yenemez. Allah yolunda savaşa tutuşunca, kendinden kat kat daha büyük güçleri bile alt eder.

 

Müşrikler, kâfirler ve ateistler böylesine büyük bir azim, güç ve kuvveti nereden elde edebilirler? Onlar canlarını dünyadaki en değerleri şeyleri olarak görür, düşman tarafından öldürülebileceklerine ve ondan kaçarak kurtulabileceklerine inanırlar.

 

8) "Lâilâhe illallâh"a iman huzur ve mutluluk getirir, zihni kıskançlık, haset ve hırs gibi bayağı ihtiraslardan kurtarır, başarıya ulaşmak için aşağılık ve kötü yollara başvurma fikrini ortadan kaldırır.

 

Mü'min, servetin Allah'ın elinde olduğunu, istediği gibi, istediği miktarda dağıttığını; şeref, güç, şöhret ve otoritenin Allah'ın iradesine bağlı olduğunu, bunları istediği gibi verdiğini ve insanın görevinin sadece dürüst bir şekilde çalışıp çabalamak olduğunu anlar. Başarının ve başarısızlığın Allah'ın lütfuna bağlı olduğunu, o vermek isterse, onu böyle yapmaktan dünyadaki hiç bir gücün alıkoyamayacağını bilir.

 

Diğer yandan, müşrikler, kâfirler ve ateistler basarı ve başarısızlığın sadece kendi gayretleri ve dünyevî güçlerin yardımı veya muhalefetine bağlı olduğunu kabul eder. Bu nedenle, daima açgözlülük ve hasetin kölesi olurlar. Başarıya ulaşmak için rüşvet, dalkavukluk, fesat ve diğer her türlü başağı ve kötü yollara başvurmakta asla tereddüt etmezler. Başkalarının başarısına olan kıskançlık ve hasetleri onları yer, bitirir. Başarı gösteren rakiplerinin yıkılmasına neden olabilecek en kötü tedbirlere başvurmaktan çekinmezler.

 

9) "Lâilâheillallâh"ın en önemli etkisi, insanın Allah'ın kanununa itaat etmesini ve onun gereklerini yerine getirmesini sağlamasıdır. O’na inanan kimse, Allah'ın açık ve gizli herşeyi bildiğinden ve kendisine "şah damarından daha yakın" olduğundan emindir.

 

Issız bir köşede ve gece karanlığında bir günah işlese, Allah onu bilir. O, iyi ve kötü bütün düşünce ve niyetlerimizi bilendir. Herkesten gizleyebiliriz ama Allah'tan hiçbir şey gizleyemeyiz, herkesten kaçabiliriz ama Allah'ın gücünden kaçamayız.

 

Bu bakımdan bir kimsenin imanı ne kadar kuvvetli olursa, Allah'ın emirlerine o kadar itaatkâr olacak, Allah'ın yasakladıklarından kaçınacak ve emirlerini ıssız ve karanlık yerlerde bile yerine getirecektir. Çünkü, ilâhî kontrolün kendisini asla yalnız bırakmayacağını bilmekte ve hükmünden asla kaçamayacağı mahkemeden korkmaktadır.

 

Bunun için, Müslüman olmanın ilk ve en önemli şartı "Lâilâheillallâh"a inanmaktır. Daha önce anlatıldığı gibi "Müslüman" "Allah'a itaat eden" kimse demektir ve kişi "Lâilâheillallâh"a, yani Allah'tan başka ibadete lâyık hiçbir şeyin olmadığına kesinlikle inanmazsa Allah'a itaat imkânsızdır.

 

Muhammed (sallallâhu aleyhi ve sellem)'in öğretisinde tek Allah'a iman en önemli ve temel prensiptir. Bu, İslâm'ın temeli ve güç kaynağıdır. İslâm'ın bütün diğer inanç, emir ve hükümleri bu temele dayanır. Hepsi de güçlerini bu kaynaktan alır. Bu çıkarılırsa, İslâm diye birşey kalmaz.

 

Ebu'l Ala El-Mevdudi
DARU'L HİLAFETİ'L ALİYYE MEDRESESİ


YAZI KÖŞESİ

Hilafet-i İslamiyye

SAYAÇ

Bugün 335
Toplam 150484
En Çok 855
Ortalama 253