CİHAD VE GAZİLİĞİN FAZİLETLERİ - İSKİLİPLİ MEHMED ATIF EFENDİ

O HALDE SEN VE BERABERİNDE TEVBE EDENLER, EMROLUNDUĞUNUZ ŞEKİLDE, DOĞRU YOLU TUTUN. SİZDEN HİÇBİRİNİZ BÜYÜKLENİP, ALLAH TARAFINDAN KONULMUŞ SINIRLARI AŞMASIN; ÇÜNKÜ UNUTMAYIN YAPTIĞINIZ HERŞEYİ O GÖRÜYOR. (KURAN-İ KERİM 11:112)

20-10-2019

CİHAD VE GAZİLİĞİN FAZİLETLERİ - İSKİLİPLİ MEHMED ATIF EFENDİ

Allah yolunda cihad, Allah tarafından emredildiği için ilâhî bir farzdır. Fakat cihadın varlığı nafaka, elbise, at, katır, demiryolu, vapur, donanma ve sair harp alet ve vasıtaları gibi bir takım mühim sebeplere mütevakkıftır. Şu halde İlâhî bir farz olan cihadın dayanağı olan bu gibi şeyleri hazırlamak da İlâhî bir farz demektir.

Dolayısıyla hem cihadın ve hem de dayandığı şeylerin ve bilhassa Allah yolunda cihad eden gazilerin faziletlerinden ve ahirette nail olacakları nimet ve mükâfatlardan ve yüce makamlardan biraz bahsedelim:

Ey özleri Hakka doğru ve kalpleri iman ile dolu Allah’ın arslanları ve mücahidleri! Cenab-ı Hakkın rızasını kazanmak ve Peygamber-i Zişan Efendimizi hoşnut etmek ve hesapsız, azapsız olarak meleklerle beraber cennete girip maksat ve arzumuz olan Allah’ın Yüce Zatını görmek isterseniz, bilmiş olunuz ki bugün tutmuş olduğunuz yol, sizleri doğrudan doğruya bu mukaddes gayeye ulaştıracaktır. Şu şart ile ki riyadan, dünyevi maksatlardan tecrit edilmiş ve ayıklanmış olarak halis bir niyet ile kalplerimizi Hakka bağlayıp yapmakta olduğunuz cihad ile ancak Allah’ın rızasını ve Yüce İslâm Dini’nin yükselmesini gaye edininiz. Çünkü Sahabilerden bazıları tarafından “Şecaat göstermek veya hamiyet ibraz etmek veyahut riya olmak üzere düşmanlarla muharebe ve mukatele edenlerden hangisinin cihadı Allah yolundadır?” diye sordukları zaman Cenab-ı Fahr-i Kâinat Efendimiz buyurmuşlardır ki: “Ancak Allah’ın adını ve dinini yüceltmek gayesine dayanarak düşman ile muharebe eden kimsenin hareketi Allah yolunda cihaddır.”

Hadis İmamlarından İmamı Nevevi Hazretleri diyorlar ki, bu hadis-i şeriften anlaşılıyor ki mücahidler hakkında varid ve nazil olan ayet ve hadislerle beyan buyurulan vaad ve faziletler ancak Allah’ın adını yükseltmek kastıyla cihad eden mücahidlere mahsus olup başka başka niyetler ve emeller ile gaza edenler bu va’d olunan faziletlerden mahrumdurlar. Çünkü cihat ibadetlerimizin en büyüğüdür. İbadetlerde sevaba nail olmak ise ancak halis niyeti ile olur.

Dolayısıyla Allah tarafından vaad olunan pek çok sevaplara, yüce maksatlara, sonsuz mertebelere nail olmak için mutlaka niyetini düzeltmek gerekir.

Ve hem de bu şekilde niyetinizi düzeltirseniz sizlere muhakkak İlâhî nusret yetişeceği gibi bu uğurda yürümeniz, oturmanız, yatmanız, kalkmanız, ellerinizi, ayaklarınızı ve bütün vücutlarınızı hareket ettirmeniz, konuşmanız, söylemeniz, bağırmanız, çağırmanız, uyumanız, uyanmanız hep ibadettir, sabahlara kadar nafile namaz kılmaktan, tespih çekmekten ve senelerce nafile oruç tutmaktan ve Hicaz’a gitmekten daha fazla sevap ve hayırlıdır.

Fahr-i Âlem Efendimizden bu konuda rivayet olunan hadislerden bazılarını bu makamda zikr ve beyan edelim:

İmamı Taberani’nin tahric ettiği bir hadiste Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuşlardır: “İslâm Dini’nde olan hayırlı amellerin en üstünü ve en iyisi Allah’ın rızasını kazanmak maksadıyla cihad etmektir ki ona Müslümanlardan ancak Allah katında en faziletli olanlar nail olurlar.”

İmamı Taberani’nin Fudalete’bni Ubey’den rivayet ettiği diğer bir hadis-i şerifte Nebiyyi’ Ekrem Efendimiz buyurmuşlardır ki: “İslâm Dini üç katlı evler gibi üç mertebelidir. Alt tabakası İslâm Dini’ni kabul etmektir ki iman eden bütün Müslümanlar bu mertebeye dahildirler. Orta tabakası İslâm olduktan sonra salih ameller işlemektir ki Müslümanların bu mertebede dereceleri farklıdır. Salih amelleri çok olanlar az olanlardan daha faziletli ve hayırlıdır. Üst tabakası ise Allah Yolunda cihat etmektir ki bu mertebeye Müslümanlardan ancak Allah katında efdal olanlar nail olurlar.”

Bu hadis-i şerif ile Fahr-i Kâinat Efendimiz Allah yolunda cihadın bütün salih amellerin hayırlısı ve İslâm Dini’ne en faydalısı olduğunu herkese anlatmak için bazen zerreye teşbih bazen de evlerin yukarı katı ile temsil ederek cihat ile sair ameller arasındaki farkı beyan ediyorlar.

İmam Buhari’nin tahric ettiği bir hadis-i şerifte Fahr-i Âlem Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuştur: “Biliniz ki cennet kılıçların gölgesi altındadır. Yani Allah yolunda cihad ve düşmanlarla kıtal cennete girmeye sebeptir.”

Yine Buhari’de zikrolunan bir hadiste Peygamber Efendimiz buyurmuşlardır ki: “Cenab-ı Hak Allah yolunda cihad edenler için cennette yüz derece hazırlamıştır ki her iki derecenin arası gök ile arzın arası gibidir.”

İmamı Ahmet ile İmamı Taberani’nin Abdullah ibni Ömer’den rivayet ettikleri bir hadis-i şerifte Resûl-i Ekrem Efendimiz buyurmuştur ki: “Mücahitler kıyamet gününde cennet kapısına gelip kapının açılmasını isterler. Cennet hazinedarları bunlara derler ki, siz mahşer yerine varıp muhasebe oldunuz mu? Onlar da derler ki: Hangi şeyle muhasebe olunacağız? Dünyada iken kılıçlarımız omuzlarımızda olduğu halde Allah yolunda gaza ve cihat ile meşguldük. Akabinde kapılar açılıp diğer insanlar girmezden kırk yıl önce bunlar cennete girerler.”

Bu hadis-i şeriflerle de Muhbir-i Sadık tarafından mücahidler cihadları sebebiyle azapsız ve hesapsız doğrudan doğruya Cennet-i A’laya girip yüce ve yüksek derecelere ulaşacakları beyan buyrulmaktadır.  

İmamı Taberani’nin Ebu İmame’den rivayet ettiği bir hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz buyurmuşlardır ki:

“Her ümmetin bir çeşit seyahati vardır. Ümmetimin seyahati de Allah yolunda cihattır. Ve her ümmetin bir ruhbaniyeti vardır. Ümmetimin ruhbaniyeti de hudut beklemektir.”

Ruhbaniyet: Riyazet ve terk-i dünya ederek nefse eza ve cefa etmek, demektir. Bu ümmetin en büyük ruhbaniyet ve riyazeti gece ve gündüz rahatı terk edip düşmanın taarruzundan muhafaza etmek üzere İslâm’ın hudutlarını beklemektir.

Tenha bir dağ başına çekilip ölünceye kadar ibadet ve taat ile meşgul olmaktan ise düşmanın İslâm beldelerine taarruzunu geri püskürtmek için hudutlarda beklemek daha fazla sevaptır.

Hz. Mekhûl’den rivayet olunan bir hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuşlardır:

“Allah’a yemin olsun ki deniz kenarında bir gün karakol beklemekliğin sizin şu çarşınıza girip yüz esir satın alarak azad etmekten ve benim şu mescidimde otuz yıl itikâf etmekten daha sevgilidir.”

O zamanlarda deniz ciheti gayet tehlikeli olduğundan o tarafı beklemenin üstünlüğü beyan olunmaktadır. Yoksa her zaman hangi tarafı beklemeye daha fazla ihtiyaç varsa o tarafı beklemek hadis-i şerifte beyan buyurulduğu vech ile efdaldir.

Hz. Hasan’dan rivayet olunan bir hadis-i şerifte Fahr-i Kâinat Efendimiz: “Bir gece Allah yolunda hudutta beklemek birinizin evinde altmış yıl ibadet etmesinden hayırlıdır.” buyurdukları gibi başka bir hadis-i şeriflerinde de buyurmuşlardır ki: “İslâm’ın hudutlarının muhafazası için bir gün ve bir gece düşman karşısında nöbet beklemek bir ay gece namazı kılmak ve gündüz oruç tutmaktan hayırlıdır. Eğer bu vazifede iken vefat ederse hayatında işlediği amelinin sevabı amel defterine devamlı olarak yazılır. Ve şehitlerin rızıkları ile birlikte cennetten onun da rızkı gelir ve daha henüz kabirde iken cennet nimetleri ile mütelezziz olur. Münker ve nekirin sualinden emin olup kabir suali işitmez.”

Diğer bir hadiste de: “İslâm memleketlerini muhafaza maksadıyla hudut bekleyen kimsenin bırakmış olduğu bir vakit namazı, bu vazifede bulunmayan kimsenin kılmış olduğu beş yüz namaza muadil olur. Ve onun tarafından infak olunan bir dinar ve bir dirhem gerek kendi ihtiyacına, gerek sair muhafızların ihtiyacına ve gerekse başka bir fakire sarf etsin, bu vaktin gayrı bir vakitte sarf ve tasarruf ettiği dokuz yüz dinardan efdal ve hayırlıdır.”

Diğer bir hadis-i şerifte de şöyle buyurulur: “Cenab-ı Hak kıyamet gününde bir sınıf halk yaratır ki onlar sıratı rüzgâr gibi geçerler. Onlara ne hesap ve ne de azap olunur. Sahabe-i Kirâm: "Ya Resûlullah, onlar kimlerdir?" diye sormaları üzerine Peygamber Efendimiz: "Onlar İslâm Devletinin hudutlarını beklerken vefat eden kimselerdir.” buyurmuşlardır.

İmamı Taberani’nin Ebu İmame’den rivayet ettiği hadis-i şerifte de Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuşlardır: “İslâm memleketlerini muhafaza etmek üzere hudutta beklemenin tamamı kırk gündür. Bir kimse hiçbir şey alıp satmayarak ve bir bid’at seyyie ihdas etmeyerek halis bir niyetle kırk gün bu vazifede bulunursa, annesinden yeni doğmuş gibi günahlarından halas olur.”

“Ribat” düşman korkusu çekilen yerlerde ya cihad yahut orayı muhafaza etmek niyetiyle oturmak ve beklemek demektir. Dolayısıyla bir kimse Müslümanların beldelerini ve Müslümanları düşmanların fesat ve taarruzundan muhafaza etmek üzere tam kırk gün İslâm’ın hudutlarından bir hudutta beklerse, işte o kimseye “murbıt” denir ki yukarıdan beri arz olunan hadislerle beyan buyurulan bunca fazilet ve derecelere ancak öyle kimseler müstahak olurlar.

“Ok atmak ve Kur’ân okumayı öğreniniz.” ve “iki nişan ortasında yürüyen kimseye her attığı adım karşılığında bir sevap verilir.” hadisleri ile de talim ve askeri terbiye görmenin lüzum ve faziletleri beyan buyrulmaktadır.

Ey Müslümanlar! Zikrolunan hadislerle cihad ve gazilik hakkında beyan buyrulan pek çok sevaplara ve yüce makamlara nail olmak isterseniz, düşmanların kuvvet ve çokluğunu asla nazar-ı itibara almayıp bu konuda ancak Cenab-ı Hakk'ın kudret ve kuvvetine dayanarak ve gayenin husule gelmesi uğrunda ölümü hiç mertebesinde sayarak dönmez ve çevrilmez sağlam bir azimle düşmanlara karşı arslanlar gibi saldırarak cihat ediniz. Eğer böyle yaparsanız Allah’ın yardımı ile hem düşmana galip gelerek dünyadaki maksada ve hem de ahiretteki nimetlere ve cihat ve gazilik için vaad buyurulan bunca ecir ve sevaplara nail olursunuz.

Bu hususta Sahabe-i Kirâm’ın o gerçek ve üstün Müslümanların mukaddes yollarından gidiniz. Onlar gibi gayet metin bir azimle arkanıza bakmayarak çoluk çocuklarınızı, mal ve mülkünüz ve sair işlerinizi hep Cenab-ı Hakk2a ısmarlayıp onları hatır ve hayale getirmeyerek hemen ileri yürüyünüz.

Bu konuda misal olmak üzere Hz. Ubade bin Samit (radıyallâhu anhu)’nun Mısır Mukavkıs'ına söylediği sözleri nakledeyim de ondan ibret alınız:

Mısır valisi Mukavkıs, Hz. Ubade’yi Rum askerlerinin çokluğu ile korkuttuğu ve onlara galebe etmek mümkün olmadığını söylediği zaman Hz. Ubade Mukavkıs’a cevap olarak şöyle demiştir:

“Bu sözler ile kendini, arkadaşlarını iğfal etme. Rumların kuvvet ve çokluğu ile bizi korkutmak ve onlara karşı gelemeyeceğimizi söylemek bizi korkutamaz. Ve azmimizden çeviremez. Eğer şu dediğin doğru ise, yani onlar öyle kuvvetli ve çoksalar bu durum bizi muharebeye daha fazla rağbet ve arzumuzu çoğaltır. Çünkü onlarla muharebede bir ferdimiz kalmayıncaya kadar hepimiz şehit olursak Cenab-ı Hakkın huzuruna daha fazla mazur bir halde çıkarız. Ve onun nimet ve rızasına daha fazla müstahak oluruz. Bu ise arzu ettiğimiz saadetin nihayetidir. Bizim için bundan daha kıymetli bir şey olamaz.”

“Sizinle muharebe etmekte iki nimetten birini bekleriz: Ya size galip gelerek dünya nimetine mazhar oluruz yahut size mağlup olarak ahiret nimetine nail oluruz. Elimizden gelen ceht ve gayreti sarf ettikten sonra bu iki nimet bizce öbüründen daha ziyade arzu olunur.”

“Cenab-ı Hak Kur’ân-ı Kerim’inde sayı bakımından nice toplulukların, sayı bakımından pek çok topluluklara galip geldiklerini ve Allah’ın sabredenlerin yardımcısı bulunduğunu tebliğ buyurmuştur.”

“İçimizden hiçbir kimse yoktur ki şehadet şerefi ile müşerref olarak kendi memleketine dönmemeyi, çoluk çocuğuna kavuşmamayı her gün sabah ve akşam Cenab-ı Haktan temenni etmesin. Bizden herkes arkasından bıraktığı şeyleri düşünmez. Herkes çoluk çocuğunu, ailesi ve akrabalarını Allah’a tevdi’ etmiştir. Arkamıza bakmayız. Hep öne bakarız. Maişetçe zaruret ve ihtiyar içinde bulunduğumuza dair olan sözlerine gelince biz kendimizi bu halimizle cihanda en ziyade geniş bir duruma sahip, en çok bahtiyar insanlardan sayıyoruz. Cihan hep bizim olsa şu fani dünyadan kendi nefsimiz için şimdiki haiz olduğumuz miktardan fazla bir şeye rağbet etmeyiz.”

"Ey akıl sahipleri ibret alınız!" (Haşr, 2)

 

 

İSKİLİPLİ MEHMED ATIF EFENDİ

DARU'L HİLAFETİ'L ALİYYE MEDRESESİ


YAZI KÖŞESİ

SAYAÇ

Bugün 200
Toplam 92316
En Çok 670
Ortalama 229