CİHADIN MADDİ VE MANEVİ SEBEPLERİ - İSKİLİPLİ MEHMED ATIF EFENDİ

O HALDE SEN VE BERABERİNDE TEVBE EDENLER, EMROLUNDUĞUNUZ ŞEKİLDE, DOĞRU YOLU TUTUN. SİZDEN HİÇBİRİNİZ BÜYÜKLENİP, ALLAH TARAFINDAN KONULMUŞ SINIRLARI AŞMASIN; ÇÜNKÜ UNUTMAYIN YAPTIĞINIZ HERŞEYİ O GÖRÜYOR. (KURAN-İ KERİM 11:112)

12-01-2020

CİHADIN MADDİ VE MANEVİ SEBEPLERİ - İSKİLİPLİ MEHMED ATIF EFENDİ
 

Cihad, lügatte “Meşakkat” manasında olan “cehd”den alınmış olup “düşmanlar ile muharebe” manasındadır.

Şeriatta, Allah’ın adını yükseltmek, Yüce İslâm Dini’ni aziz kılmak Müslümanlardan fesat, zillet ve esareti kaldırmak için düşmanlar ile mal ve beden ile savaşmak demektir.

Bedeni ve fiili olarak muharebe ancak Müslümanlar ile aralarında sulh ve anlaşma olmayan milletlere nispetle caiz olup aralarında sulh ve anlaşma olanlar anlaşmayı bozmadıkça veya anlaşma müddeti sona ermedikçe onlarla fiili olarak muharebe etmek caiz değilse de onlara karşı kuvvet hazırlamakta bulunmak farz-ı kifaye veya farz-ı ayın olmakla beraber aht ve şarta riayet lazımdır.

Çünkü Cenab-ı Peygamber Efendimiz buyurmuşlardır ki: “Düşmanlardan bir millet ile aralarında bazı şartlarda anlaşma yapan Müslümanların Halifesi şartları ağırlaştırıp anlaşmayı güçleştirmesin. Anlaşma müddeti sona erinceye veya düşmanlar tarafından hıyanet ve harp vukua gelinceye kadar anlaşmayı bozmakla, yapılmış olan şartı bozmasın.”

 

Maddi Sebepler

İslâm Devleti, düşmanları korkutacak ve tehdit edecek yüksek derecede maddi kuvvetler hazırlayıp düşman tarafından meydana gelecek her çeşit taarruzları savuşturacak güçte bulunması lazım olduğu için: “Düşmanlara karşı müdafaa ve karşılık vermek için kudretiniz yettiği kadar kuvvet, yağlı ve besili atlar hazırlayınız ki bu vasıta ile Allah’ın ve sizin düşmanlarınızı korkutasınız.” (Enfal, 60) ayeti ile asrına göre insanın takat ve kudretinin yettiği derecede kurtuluş olan kara, deniz ve hava kuvvetlerinin hazırlanması ve çoğaltılması bütün Müslümanlar üzerine farz kılınmıştır.

Buhari’nin şarihi Ayni buyuruyorlar ki: “Bu ayetteki kuvvetten kastedilen, asrına göre kara, deniz ve hava harplerinde, cihadın erkân ve esbabından sayılan her türlü şeylerdir.”

Şu halde bu ayetin genel manası içine dünya işleri ve harp ilimlerine dair pek çok mühim işler girmektedir.

İlk önce: Ticaret, ziraat, sanat terakki ettirilerek kara, deniz ve hava kuvvetlerinin dayandığı para hazırlanmalı.

İkinci olarak: Madenleri işleterek, tersaneler, tophaneler, fabrikalar kurulmalı ve asrına göre son sistemde toplar, tüfekler, kılıçlar, süngüler, zırhlılar, uçaklar… gibi her çeşit alet ve vasıtaları tedarik olunmalı.

Üçüncü olarak: Mektepler, işletme yerleri kurup her çeşit harp alet ve edevatı yapacak ustalar, kara, deniz ve havayı her yönden idare edecek kumandanlar, subaylar, muallim askerler yetiştirmeli.

Dördüncü olarak: At, deve, katır, demiryolu, nakliye vapurları, şöseler, telgraf, telefonlar, istihkâm, tabya ve kaleler… meydana getirmelidir.

İşte bu ayet, zikrolunan bu hususların hazırlanmasının bütün Müslümanlar üzerine vacip olduğunu açıklamaktadır. Zira bu ayette düşmanları korkutmak, düşmanların kuvveti üstünde kuvvet hazırlama ve çoğaltmaya bina kılınıyor. Hâlbuki bu zamanda oklar, çakmaklı tüfekler, yelkenli gemiler gibi eski zamandan kalma harp aletleri ile tabiatıyla, düşmanın korkutulamayacağı ve tehdit olunamayacağı apaçık olduğundan, zaruri olarak, arz olunan harp alet ve sebeplerini hazırlamanın gerekli bulunduğu açıklanmış bulunuyor.

Bir de: “Ey müminler! Sizi elim bir azaptan kurtaracak bir ticarete delâlet edeyim mi? İşte o ticaret, Allah’a ve Resûlüne iman etmeniz ve mallarınızla, nefislerinizle Allah yolunda cihat etmenizdir. Eğer ilim ehlinden iseniz işte bunlar sizin için en hayırlı şeylerdir.” (Saff, 10) ayeti ile “Müşriklere karşı mallarınız, canlarınız ve dillerinizle cihad ediniz” hadis-i şerifi de düşmana karşı maddi kuvvetler hazırlamak üzere Müslümanların memur ve mükellef bulunduklarını açıklamaktadır.

Gerek bu ayette, gerekse hadisteki mal ile cihaddan maksat İslâm askerleri ile nafaka, elbise, silah ve sair seferi mühimmatı ihzar ve asrına göre her çeşit harp alet ve vasıtalarını yapmaktan ibarettir.

Nefis ve can ile cihaddan maksat, savaş yolunda gayret sarf etmek ve vücudunu vermektir.

Dil ile cihad ise mücahidleri harbe teşvik ve harp işlerinde isabetli tedbirler hazırlamak, düşmanlar ile konuşma esnasında, iktizasına göre “Aralarında merhametli, düşmanlara karşı şiddetli” (Feth, 29) ayeti icabınca dalkavukluk ve tatlı söz söylemeden şiddetli sözlerle muamelede bulunmak demektir.

Dolayısıyla arz olunan ayet ve hadislerden anlaşılıyor ki, zamanına göre bütün teferruatı ile düşmanların kuvveti üstünde veyahut ona denk deniz, kara ve hava kuvvetleri hazırlamak ve yapmak, cihadın maddi sebeplerine tamamıyla yönelmek bütün Müslümanlar üzerine farzdır. Hususiyle böyle bir asırda hepsi üzerine farz-ı ayındır.

Fukahâ Hazretleri diyorlar ki: Müslümanlar ile aralarında anlaşma bulunmayan düşman yönünden fiili olarak muharebeye kalkışılmadığı takdirde gerek bedenen ve gerek malen cihad, Müslümanlar üzerine farz-ı kifayedir.

Fakat İslâm memleketlerinin bir kısmına gerek Müslümanlar ile aralarında anlaşma olan ve gerekse olmayan düşmanlar tarafından fiili olarak hücum vuku bulduğu surette düşmanlarla fiili olarak muharebe etmeye kadir olabilecek miktarda memleketleri o mevkiye komşu olan Müslümanlar üzerine cihad farz-ı ayındır. Mesela, Bulgar, Sırp, Karadağ ve Yunan hudutlarından düşman hücum ettiği takdirde Rumeli'nde bulunan ordu ve halk düşmana galip gelebilecek iseler onlara cihad farz-ı ayın olur. Yani umumiyetle onlar şer’i bakımdan cihada mecburdurlar.

Ve yine bu şekilde İstanbul, İzmir, Konya, Bursa, Ankara, Halep, Şam, Bağdat, Yemen, Erzurum’da bulunan ordu ve ahaliye cihad farz-ı kifayedir.

Yani bu memleketler halkından bazıları her halde harp yerine giderek muharebeye iştirak etmeye şer’i bakımdan mecburdurlar.

Lakin düşmanların hücum ettiği yerlerin halkı bedenen veya malen düşmana mukabele edemeyecek derecede iseler hem o yerlerin halkına hem de o yere komşu olan memleketlerin halkına, eğer onlar da müdafaa ve mukabele edemeyecek olurlarsa şarken ve garben bütün Müslümanlar üzerine derece derece bedenen, bu mümkün olmazsa malen cihad etmek farz-ı ayın olur. 

Şu halde zikrolunduğu şekilde gerek Rumeli halkı, gerekse diğer vilayetlerin halkı ve gerekse doğu ve batı olarak bütün Müslüman halkı bedeni veya mali olarak düşman ile muharebede tembellik göstererek İslâm Hükümeti’nin mağlubiyet veya büsbütün inkırazına sebebiyet verirlerse cümlesi adam öldürmek, domuz eti yemek, içki içmek, annesi ile zina yapmak gibi pek büyük bir günahı işlemiş ve hepsi Allah’a isyan etmiş olurlar.

 

İSKİLİPLİ MEHMED ATIF EFENDİ

DARU'L HİLAFETİ'L ALİYYE MEDRESESİ


YAZI KÖŞESİ

Hilafet-i İslamiyye

SAYAÇ

Bugün 390
Toplam 150539
En Çok 855
Ortalama 253