ŞEHİDLERİN FAZİLETLERİ - İSKİLİPLİ MEHMED ATIF EFENDİ

O HALDE SEN VE BERABERİNDE TEVBE EDENLER, EMROLUNDUĞUNUZ ŞEKİLDE, DOĞRU YOLU TUTUN. SİZDEN HİÇBİRİNİZ BÜYÜKLENİP, ALLAH TARAFINDAN KONULMUŞ SINIRLARI AŞMASIN; ÇÜNKÜ UNUTMAYIN YAPTIĞINIZ HERŞEYİ O GÖRÜYOR. (KURAN-İ KERİM 11:112)

23-10-2019

ŞEHİDLERİN FAZİLETLERİ - İSKİLİPLİ MEHMED ATIF EFENDİ

Şu zamanlarda Avrupa’nın rezilce şahsiyeti ve çirkin ahlâkı ile terbiye olunarak yetişen ve fazıl İslâm ahlâkından büsbütün mahrum kalan bir kısım Müslümanların ruhi hallerinde pek büyük bozukluk ve çirkin bir değişiklik vuku bulmakta ve bunun hatalı izleri olarak da ruhi metanet ve İslâmî şecaat tenakus etmekte olduğu üzüntü ile müşahede olunmaktadır. İslâm’ın ilk devirlerinde Müslümanlar Yüce İslâm Dini’ne tamamıyla yapışması neticesi olarak düşmanlar ile cihadı beşerin dünyevi ve uhrevi saadetini tekeffül eden büyük bir ibadet kabul ederek en başta en büyükleri, halifeleri bulunduğu halde bu uğurda hayatı istihkar ederlerdi.

Şimdiki Müslümanlar ise gerek idareci ve halifeleri gerekse ulema ve halkı, hemen hepsi denecek derecede şeriata yapışmaktan, şeriatın üstün ahlâkı ile ahlaklanmaktan uzaklaşmaları hasebiyle ölümden korktukları için düşmanlarla savaşmayı çirkin görüyorlar. Ve işte bunun içindir ki cihat denince olanca varlıklarını sarf edip padişahları önlerinde olduğu halde toplu olarak harp meydanına koşmuyorlar. Ufacık bir mağlubiyetten dolayı kalbi metanetleri bozulup düşmandan korkmak zilletini izhar ediyorlar.

Hâlbuki daha önceki Müslümanlarda bu durumun aksi bulunmaktaydı. İslâm ordusu bir tarafa yürüdü mü bir aylık yoldan düşman tir tir titrerdi. İşte Müslümanlar İlâhî bir vergi olarak böyle bir özelliğe sahiptiler. Bunun sebebi ise onlarca hayatın kıymeti yoktur. Ölüm korkusu asla bulunmazdı. Çünkü ölüm ancak İlâhî kaza ve kader ile olacağını ve Cenab-ı Hak bir kimsenin öldürüleceğini takdir ettiyse ondan kurtuluş olamayacağını ve o kimse muharebeye gitmese bile zamanı gelince hemen öldürüleceğini ve eğer katl olunmak mukadder değilse en şiddetli top karşısında bulunsa bile bir engelin ortaya çıkışı ile hayatı kurtulmayacağını gayet metin ve sarsılmaz bir suretle itikat ederler ve gayeye ulaşmak uğrunda kati bir azimle hareket ederlerdi.

Bir de ilk devirlerdeki Müslümanlar rahat ve huzurun, nimet ve mükâfatın en üst tabakasına ebedi hayat ve saadete nail olmak itikadıyla şehadet şerbetini içmek ve Allah yolunda şehid olmak babında yarışırlardı.

Şimdiki Müslümanların bir kısmı ve hususiyle münevver fikirli sayılan sınıfı ise bu hususta yarışmak şöyle dursun şehitlik üzerine tereddüb edecek ahirete ait nimetleri kabul etmiyorlar.

İşte bunun içindir ki cihat işinde hayatlarını hakir göremediklerinden düşmanların taarruzuna karşı metanet ve sebat gösteremeyip kaçmak gibi büyük bir günah ve zilleti irtikâp ediyorlar.

Ey gaziler, ey Allah’ın aziz ve sevgili büyük kulları, ey Resûlullah’ın sevgilileri! Ölümden korkarak düşmandan çok büyük gazilik sevabına nail olacağınız gibi düşmanların zillet ve esaretinden kurtulup şan ve şerefle yaşayacaksınız. Kendinizin, Müslüman kardeşlerinizin çoluk çocuğunun ırz ve namusunu, mal ve mülkünü o pis murdar düşmanların taarruzundan kurtarmakla şan ve şerefinizi, dinimizi yükseltiniz.

Yok, eğer şehadet şerbetini içerseniz sizin için ölüm yoktur. Kati olarak biliniz ki siz ölmüyorsunuz. Ancak fani hayattan ebedi hayata rücu ediyorsunuz. Ve son bulan saadetten, didinmek âleminden kurtulup tam bir istirahat âlemine, ebedi hayata gidiyorsunuz.

Oraya varıp da hatır ve hayale gelmedik sevinç ve rahata, nimet ve mükâfata nail olunca tekrar tekrar şehid olmayı arzu edeceksiniz.

Cenab-ı Hak Kur’ân-ı Kerim'i ile Cenab-ı Peygamber hadis-i şerifi ile sizlere pek çok nimet ve mükâfata nail olunca tekrar tekrar şehid olmayı arzu edeceksiniz.

Cenab-ı Hak Kur’ân-ı Kerimi ile Cenab-ı Peygamber hadis-i şerifi ile sizlere pek çok nimet ve mükâfatlar vaad buyurmuşlardır.

Kalbin tatmin olması için onlardan bazılarını burada zikr ve beyan edelim.

İmamı Buhari’nin Enes bin Malik’ten rivayet ettiği bir hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz buyurmuşlardır ki:

“Yeryüzünde hiçbir şeyi bulunmayıp cennete giren kimselerden hiçbir kimse dünyaya geri dönmek istemez. Ancak cennette nail olduğu nimet ve mükâfatlardan dolayı şehit olan tekrar dünyaya gelip on defa şehid olmak ister.”

İmamı Beyhakî ile İmamı Taberani’nin Ebu Hureyre’den rivayet ettikleri bir hadis-i şerifte Fahr-ı Âlem Efendimiz buyurmuşlardır ki: “Şehid olan kimse ölümün şiddet ve ızdırabını ancak sizden birinin pire veya sineğin ısırmasını duyduğu kadar duyabilir.”

Mikdat İbni Ma’di-kereb ile Ubade bin Samit’ten rivayet olunan bir hadis-i şerifte yine Peygamber Efendimiz buyuruyorlardı ki: “Allah katında şehid olan kimse için altı haslet vardır:

1) İlk önce akan kan damlası ile günahları af ve menzili kendisine gösterilir.

2) Ruhu cesedinden çıkmazdan evvel cennetteki makam ve menzili kendisine gösterilir.

3) Kabir azabından, kıyamet gününün şiddetinden kurtulur.

4) Başına Tacü’l-Vekar denilen cennet taçlarından bir taç giydirilir ki onun bir tane yakutu dünyadan ve onda olan şeylerden hayırlıdır.

5) Cennet hurilerinden yetmiş iki huri ile evlendirilir.

6) Akrabasından yetmiş kimseye şefaat eder.”

 

Bu altı hasletin hepsi ancak şehitlere mahsus olup başka kimselerde toplu olarak bulunmaz.

İbni Mubaris, Muttalib bin Hınteb Hazretlerinden rivayet ediyor ki:

“Şehide cennette büyük bir saray verilir. Dışı inci ile yakuttan, içi de misk ve kâfurdan imal edilmiştir. Melekler Allah Tealâ canibinden hediyeler getirirler. İlk önce gelen melek o sarayın bir kapısından çıkar çıkmaz başka bir melek daha gelip hediyeler getirir. Bu suretle Allah tarafından mükâfat çeşitleri devam eder durur.”

İbni Abbas’tan rivayet olunan bir hadiste Peygamber Efendimiz buyurmuşlardır ki:

“Uhud Harbinde kardeşleriniz şehid olunca Cenab-ı Hak onların ruhlarını yeşil kuşlara bindirdi. O kuşların üzerinde oldukları halde cennetin ırmaklarına, bağ ve bahçelerine gidip sularından içerler. Meyvelerinden yerler ve arş-ı alanın gölgesine asılı duran altın kandillere girip orada karar ederler. Bu suretle yiyecek, içecek ve kalacak yerlerini son derece temiz ve güzel olarak bulunca birbirlerine derler ki: "Bizim cennette ebedi hayata ve beşerin hatır ve hayalinden geçmedik nice nimetlere nail olduğumuzu ve son derece sevinç, huzur ve rahatta bulunduğumuzu dünyada olan kardeşlerimize kim ulaştıracak, ta ki bu mesut halimizi bilsinler de düşman ile muharebeden yüz çevirerek cennetten ve bu sayısız nimet ve mükâfatlardan mahrum kalmasınlar". Bunun üzerine Allah canibinden: "Ben azimüşşan sizin nail olduğunuz hayat ve saadeti onlara tebliğ ederim" diye vaad buyuruldu. Ve işte onların mesut hallerini dünyadaki kardeşlerine beyan etmek üzere ayet-i kerime inzal buyurdu: “Halis bir niyetle Allah yolunda öldürülenleri ölü zannetmeyiniz. Belki onlar diridirler. Hakkın ihsan etmiş olduğu fazl ve keremiyle mesrur oldukları halde Allah katında cennet nimetleri ile rızıklanırlar. Kendilerine henüz kavuşmayıp dünyada kalan kardeşlerine, kendilerine ahirette korku olmadığını ve dünyada bıraktıkları nimetlere üzülmediklerini tebşir etmek isterler. Allah tarafından ihsan olunan nimet ve fazlı ile mesrur olurlar.”

Ebu’s-Suûd Efendi; “Bu ayette insanın ruhunun cism-i latif olup bedenin harap olması ile fena ve harap olmadığına delâlet vardır.” diyor.

Ashab-ı Kirâm’dan Hazreti Alkame gayet yakışıklı bir zattı. Daha henüz İslâm Dini’ne girmezden evvel bir gün Peygamber Efendimize tesadüf etti. Peygamber Efendimiz: “Ey Alkame! Bu güzellikle beraber İslâm’da olsan ne kadar hoş ve hayırlı olurdu.” Alkame: “Ya Resûlullah, İslâm olursam bana ne vereceksin?” Peygamber Efendimiz: “Sana yetmiş huri alıvereyim” buyurdular. Bunun üzerine Alkame Hazretleri Müslüman oldu. Daha sonra Peygamber Efendimiz'le bir muharebede bulundu. Pek çok yararlıklar gösterdikten sonra şehid oldu. Şehadet haberi Peygamberimize ulaşınca yanında bulunan Sahabilere: “Alkame’yi defnedip üzerine hurma dallarından bir kulübe yapınız.” diye emretti. Sonra Hz. Ebu Bekr (radıyallâhu anhu)’ya; “Kapıda dur, içeri kimseyi koyma.” deyip Cenab-ı Peygamber Efendimiz kulübenin içine girdi. Bir müddet sonra kulübenin içinden kavga şeklinde bir gürültü işitilmeye başladı. Hemen Hz. Ömer (radıyallâhu anhu) kılıcını çekip Resûlullah’a düşmanın taarruz ettiğini sanarak kulübenin kapısına geldi. İçeri girmek istediyse de Hz. Ebu Bekir (radıyallâhu anhu) engel oldu. Biraz sonra Fahr-ı Âlem Efendimiz kulübeden dışarı çıktı. Ve Ashab-ı Kirâm’a “Bir gürültü işittiniz mi?” diye sordu. Hz. Ömer (radıyallâhu anhu) ”Evet, büyük bir gürültü işittik. Pak Zatlarına bir şey oldu zannıyla kılıcımı çekip koştum. Ve kulübenin içine girmek istedimse de Hz. Ebu Bekir beni menetti.” dedi. Sonra Resûl-i Ekrem Efendimiz: “O gürültü yapanlar hurilerdi. Alkame’ye nikâhlamak üzere pek çok huri başına toplandılar. Her biri Alkame’ye kendisinin nikâhı altına alınması için üzerime hücum edip yakamı çekerek benimle kavga ve gürültü çıkardılar. Güç hal Alkame’ye içlerinden yetmiş huri tezviç ettim.” buyurdular.

Ey Müslümanlar! Arz olunan ayet ve hadislerle İlâhî nimetlere nail olmak isterseniz sağlam bir azim, sağlam bir niyet ile şehid olmak üzere Allah yolunda cihada koşunuz. İşte cennet ve ebedi saadet muharebe meydanında satılır. Bu niyet ile muharebeye gittikten sonra şehid olmasanız bile yine şehidlik sevabına ve şehit için vaad buyurulan nimet ve faziletlere nail olacağınız muhakkak ve katidir.

 

 

İSKİLİPLİ MEHMED ATIF EFENDİ

DARU'L HİLAFETİ'L ALİYYE MEDRESESİ


YAZI KÖŞESİ

SAYAÇ

Bugün 198
Toplam 92314
En Çok 670
Ortalama 229