EMEK VE SERMAYE – ŞEYHU`L İSLAM MUSTAFA SABRİ EFENDİ

O HALDE SEN VE BERABERİNDE TEVBE EDENLER, EMROLUNDUĞUNUZ ŞEKİLDE, DOĞRU YOLU TUTUN. SİZDEN HİÇBİRİNİZ BÜYÜKLENİP, ALLAH TARAFINDAN KONULMUŞ SINIRLARI AŞMASIN; ÇÜNKÜ UNUTMAYIN YAPTIĞINIZ HERŞEYİ O GÖRÜYOR. (KURAN-İ KERİM 11:112)

30-09-2019

EMEK VE SERMAYE – ŞEYHU'L İSLAM MUSTAFA SABRİ EFENDİ

 

Bazılarımızda, eskiden kalma ve son zamanlarda umumiyetle İslâm Dini'ne isnad olunan bazı yanlış fikirler vardır; "Fâni Dünya için çalışmaya ne lüzum var? Ahiretim mâmur olsun da, üç günlük Dünyâyı nasıl olsa geçiririm. Cenab-ı Hak rızkımı tekeffül etmiştir. Allah'ın kefaletine emniyetim tam değil mi ki; mâişet uğrunda bu kadar yorgunluğa lüzum göreyim? Bundan Allah'a tevekkülsüzlük çıkar" derler ve bu sözleri bir sofuluk ve dindarlık olmak üzere sarfederler. Halbuki bu gibi fikirler dine, islâmiyet'e leke sürdürür. Bir din ki, mensûbunun tembellikle, işsizlikle fakr-ü sefâlet içinde kalmasını ve bunun neticesi olarak sâir milletlerin kuvvet ve satvetleri altında ezilmesini icabettirir, o din nasıl doğru ve mâkul bir din olabilir?" dedirtir. Aziz ve mukaddes bildiğimiz dinimiz bizi düşmanlarımızın ayakları altına atıyormuş, Dünya'da yaşamağı değil, sürünmemizi istiyormuş!?. Hiç böyle şey olur mu? Bunlar dine iftiradır. Peygamberimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) Efendimiz bir Hâdis-i Şerifinde "Sizin hayırlınız ne dünyası için âhiretini, ne de âhireti için dünyasını terk ve ihmâl edenler değildir. Belki sizin hayırlınız dünyası ile ahireti arasını cem edenlerinizdir."  buyurmuşlardır. İntiharın dinimizce ne kadar cirkin birşey oldu. ğu malûmdur. İntihara kat'iyen râzı olmayan bir din fakr-ü sefalete de razı olmaz. Çünkü, bâhusus asrimizda fakr sefâlet de tedricen intihar demektir. Diğer bir Hâdis-i Şerif'te: "Fukaralık küfre yakın bir şeydir" buyurulmuştur. İşte bu Hadis-i Şerif'in de i'caz sırri zamanımıza tatbiken ne kadar zâhir ve âşikârdır. Çünkü zamanımızda ferdi ve içtimai olarak dini hükümleri muhafaza ve icra etmek fakr-u zarûretle beraber pek müşkildir; o derece metânet, ahlâkın zaafa uğradığı devirlerde her babayiğidin işi değildir.

Dünya malı ile ahiretin de kazanılacağını isbat edici delillerden olmak üzere ecdadımızdan bize yâdigâr kalan bu kadar hayrat, hep servet sâyesinde değil midir? Fukaralıkla şahidi olduğumuz bunca hayır müesseselerini vücûda getirmek kâbil midir? Onun için yine bir Hadisi-i Şerif'te: "iyi adam için iyi mal ne kadar güzel ve ne kadar lüzumludur" buyurulmuştur. Hele bu babda Nahl Suresi 75. Ayet-i Kerimesi pek büyük, pek beliğ bir ibret dersi teşkil etmektedir. Öyle yâ: "Kendi kendine elinden birşey gelmeyen ve ötekinin berikinin ihsan ve mihneti altında geçinen "abd-i memlüklerle, âlemin rızıklandırıcısının fitrî hazinelerinden servet istihsâl ederek hemcinsine gizli ve açık her türlü muâvenetten geri durmayan izzet ve ikram sahibi, beşeriyetin bir zelil sınıfı bulunan biraz önce zikredilen inâyete muhtaç kimselerle şu ahrar-i ümmet ve erbab-i hamiyyet hiç müsâvi olabilirler mi?". (Nahl, 75) Yine bir Hadis-i Şerifte: "mirasçını zengin olarak bırakmaklığın fakir, âleme avuç açmağa mecbur bir halde bırakmaklığından elbette hayırlıdır." buyrulmaktadır. Müslümanlık'ta bu gibi Ayet ve Hadisler sayılamayacak kadar çoktur.

Dünya malı ile âhiretin de kazanılabileceğini söylemiştik. Hattâ diyebilirim ki; akıllı ve müdekkik olan insanlar kazandıkları Dünya servetini hayrata, millet menfaatına sarf ederk ahireti de elde etmek şöyle dursun, hayrata sarfetmeye bile kalmaksızın, umumi menfaatlara hizmet iktidarını hâiz olmak niyetiyle henüz servet istihsal ederken ahireti servetle beraber kazanmağa muvaffak olurlar. Çünkü: "Ameller niyetlere göredir." Hadis-i Şerifi  Müslümanlığın en büyük düsturlarından olduğu cihetle, servetin kazanılması esnasında mevcut olan güzel niyetleri ile ecirlenmiş olmaları iktiza ederek kazanılan her bir meblâğ ile birlikte bir de sevap kazanılmış demektir.

Yukarıdan beri arzeylediğim hakikatlarla beraber teslim olunacak bir cihet vardır ki, o da İslamiyet'te Dünya malının helâline hesap, haramına ise azap tereddüp edeceği ve Dünya, mü'minin zindanı olduğu ve yine Dünya'nın Allah nezdinde sivrisinek kanadı kadar bir değeri olmadığı ve bunun için ne kadar calışılsa yine taksim edilmiş rızıktan ziyâde olamayacağı ve fukaralığın Allah indinde kadri pek yüksek bulunduğu tarzında bircok nasların mevcut olmasıdır. İşte insanları atalet ve sefalete sevkeden yukarıda zikri gecen zan ve bâtıla dalmış kimseler işbu dini emirleri kendilerine yanlış olarak senet edinmek sûretiyle sûistimal etmektedirler. Ayrıca bazı basiretsiz kalem sahiplerimiz de bu zanlara alışmış olan kimseleri takbih ve tezyif edeyim derken, İslâmiyet'te bunlara -velev galat olarak menşei olacak hiçbir şey yokmuş gibi- idare-i lisan ederek mezkûr nasların vücûduna karşı müfrit bir gaflet eseri göstermektedirler. Halbuki bu naslar şiir mazmunlarindan kelâm-ı kibara, oradan da hadis ve âyet- lere doğru yükselmekte olduğundan nazarı dikkate alınmadan geçiştirilmesi câiz olmayacak derecede mühimdir. Evet İslamiyet'te, insanları Dünya için çalışmak ve gayretten men etmek büyük bir dalâlet ve vebal olmakla beraber beri tarafta, işbu çalışma ve gayret mânilerinin sözlerini teyid etmiş gibi görünen bunca eserlere de cevap vermek iktiza eder. Matbuat âleminde bir vakit parlayıp sönen bir eski muharririmiz:

Cihan fânidir,

Onda vefa yoktur."

 

maruf mısraına ne kadar saçma diyordu! Lâkin haydi bu saçma olsun, meâlen buna uygun olan bu kadar âyet ve hadislere ne diyecek? Öyle ise hakikati, İslâmiyet dairesinde araştırma fikrinde bulunan bir adamı, öyle "saçmadır" deyip geçivermek ikna etmez. Bu hususta etraflıca ve derin tahkikat yapmak lâzımdır.

İşte İslamiyet'te mesaiye mani gibi görünen bu eserlerin hep birer nüktesi, birer mevkii vardır: Servetin, helâline karşı hesap ve haramına karşı azap vardır demek, insanları servet tahsilinden değil, servet kazanma esnasında haksızlıktan, istikametsizlikten men içindir ki, bu da lâzım değil midir? Bugün ahâlimize, geceyi gündüze katıp haram helâl demeyip servet kazanmak için calışmak emrini verebilir miyiz? İslâmiyet servet kazanma esnasındaki yanlış yola sapmayı nazarı dikkatten uzak tutmamakla, umumi servetimize bir darbe mi vurmuştur? Bilâkis! Eski devirdeki servete tapan paşalarımız malum. Şimdi bu mesâi mesleğini biraz daha umûmileştiriniz, bakalım umûmi servetimiz bu say-u gayretten müstefid mi oluyor, yoksa şimdikinden de beter bir hale mi geliyor?!.

Dünya mü'minin zindanı olduğu ve fakirliğin, Allah nezdinde kadri yüksek bulunduğu meselelerine gelince bu gibi beyânların aslında yine çalışıp didinmekten nefret ettirmek olmayıp, dünyada mesâi ne kadar çoğalsa yine fukarasız memleket bulunması kabil olmaması ve belki çalışıp didinmenin en yüksek dereceye çıktığı memleketlerde bir kısım halkın daha elim bir fakirlik içinde kalmaları zarüri görülen şeylerden olması ve hattâ bu gibi memleketlerde servetin seyyaliyeti ve saâdet bütün azametiyle, bütün kuvvetiyle mahdud mecralara akarak ekseriyeti teşkli eden sâir ahalinin, zenginlerin sefâlet hisselerine de vâris olmak derecelerinde izdiraba düçar olmaları cihetiyledir. Bu ifâdelerin herhalde Dünya yüzünden eksilmesi şöyle dursun belki mevcûdiyetleri günden güne kesret ve ehemmiyet kazanan fukarayı ümitsizlikten kurtararak kendilerine başka bir sûretle şevk ve ümit vermek ve belki bu sâyede mahfuz kalacak kuvve-i mâneviyeleri ile Dünyaca olan mesailerine de yeniden bir ciddi hayat ve celâdet getirmek üzere sarf ve irad edilen yüksek hikmetlerle dolu olduğu derin bir görüşe sâhip olanların dikkatlerinden kaçmaz.

Sonra, fukaralığın kadri yüksek olduğunu izah eden sözlerin, hakikatı itibariyle hususi muhatapları da vardir ki, onlar fukara ile beraber insani vazifelere ve beşerî olgunlukları elde etmeye muvaffak olan ve fakir oldukları halde zenginlerin gözüne kestiremediği hamiyyet asârini ibraz eden müstesna yaradılışta kimselerdir. Bu itibarladır ki, mezkûr cümlelere umûmi düsturlar nazariyle bakılamaz.

Dünyanın ve dünyalığın Cenab-ı Hakkın nezdinde sivrisinek kanadı kadar değeri olmadığını ifâde eden beyana gelince, bundaki hikmet, nükte ve hakikatı pek yüksektir. Malûm olduğu vechile alemdeki insanlık şan ve haysiyetini muhafaza eden milletler için hayatı istihkar gibi bir haslete ihtiyaç vardir. Nitekim "Japon DevIeti"nin, Dünya'ya şan veren muzafferiyetindeki  âmillerin en başında gelen, Japon Milleti'nin hâlet-i rûhiyesinde görülen hayatı hakir görme husûsiyetidir. İnsanlığın yükselmesi için hayatı hakir görmeye ihtiyaç bulununca bu hususta serveti hakir görme ihtiyacı daha evvel teslim edilmiş olmak lâzım gelir. İnsanlık, ancak sahibi nazarında hakir görülen servetlerden istifade edebilir. Yoksa;

"Parasını istersen o varlığından bir parçadır,

 Korkağın rühu bedeninden bir parça olduğu gibi."

 

 kabilinden olarak servet ve sâmâna vicdânen âşık olan zenginlerden beşeriyete hiçbir hayır dokunmak ihtimali yoktur.

Velhasıl İslamiyet'te mevcut olup bazı eksik zekaların, hikmetini takdir edemediği beyanların hülâsasina nazaran servet kazanmaya calışmalı fakat, serveti baş gâye ittihaz etmemelidir. İşte bu niyetle çalışmağa, Dünya için çalışmak bile denmez!.

 

ŞEYHU'L İSLAM MUSTAFA SABRİ EFENDİ

DARU'L HİLAFETİ'L ALİYYE MEDRESESİ


YAZI KÖŞESİ

SAYAÇ

Bugün 95
Toplam 81326
En Çok 670
Ortalama 222