HERKES HAK ETTİĞİ SAFTA YERİNİ ALMADAN ÖLMEZ!​​

O HALDE SEN VE BERABERİNDE TEVBE EDENLER, EMROLUNDUĞUNUZ ŞEKİLDE, DOĞRU YOLU TUTUN. SİZDEN HİÇBİRİNİZ BÜYÜKLENİP, ALLAH TARAFINDAN KONULMUŞ SINIRLARI AŞMASIN; ÇÜNKÜ UNUTMAYIN YAPTIĞINIZ HERŞEYİ O GÖRÜYOR. (KURAN-İ KERİM 11:112)

04-07-2020

Herkes Hak Ettiği Safta Yerini Almadan Ölmez!

أعوذ بالله من الشيطان الرجيم , بسم الله الرحمن الرحيم
Besmele hamdele ve salveleden sonra:

Evet, aynen öyledir;” Herkes, hak ettiği safta yerini alıp ta öyle ölecek`tir! Ve bu bir kanundur ve hem de, ta Adem (as)’dan başlayıp günümüze ve buradan da kıyamete dek sürecek olan değişmeyecek bir kanun!

Kaldıki, değil müslüman fertlerin veya cemaatlerin, tüm bir dünya insanlığının dahi, an’ itibarıyla gelmiş oldukları nokta, üzerinde bulunmuş olduğu yer ve saf; onların, hak etmis oldukları yer ve saftır. Ve, onların hiç biri de, şu anda bulunmuş oldukları o safa, zorlayarak veya birilerinin isteği ve arzusu ile de gelmedi. Hepsi de, yer aldıkları safı; bilerek, inanarak ve isteyerek benimsemişlerdir. Dolayısıyla, onlar veya bizler, hangi safta olursak olalım; bu, o safa göre de bir hüküm almamıza ve orada kaldığımız sürece de, ölürken bile, el’an üzerinde bulunduğumuz hal üzere ölmemize de vesile olacaktır!

Peki, insanların üzerinde yer aldıkları bunca saflardan hangisi yüzde-yüz doğru ve hak, hangisi de yüzde-yüz yanlış ve batıl olduğu nasıl anlaşılacak ki?

Şöyle düşünebiliriz: mesela; bir saf ki; gayesi, hedefi ve bu hedefe götürecek metodu, Allah’ın şaşmaz ilmi olan vahyine dayanıyor! İşte bu saf, diğer tüm safların da fevkinde, tüm bir insanlığın kendisinde toplanması gereken ve yüzde-yüz doğru olan hak bir saftır.

Kaldı ki, bir safın “yüzde-yüz” doğru oluşu, o saftaki kimselerle değil, o safın bizatihi kendisiyle daha bir anlaşılır. Mesela, gayesi Allah rızası olan ve hedefi de hilafet ve ona götüren peygamber metoduyla hareket ederken, bu arada da taviz vermeye de yanaşmayan bir saf, yüzde-yüz doğru olan bir saftır.

Hem sonra, yüzde-yüz doğru olan bir safta yer almakla, o safın yolcusu olmak aynı şeyler olmayıp, aralarında fark vardır. Başka bir ifadeyle ve biraz da güncelleyerek diyecek olursak, Hilafet çizgisinde olmakla o çizginin adamı olmak bir değildir ve de olamaz! Nasıl olsun ki?!

Şayet, bunu kabul edersek, o vakit, kendisinin yüzde-yüz hak olan bir yol üzerinde oldugu ayetlerle sabit olan şeytanın da o yolun yolcusu olduğunu kabul etmemiz gerekecektir ki bu mümkün değildir. Zira şeytan, doğru bir yol üzerinde olmasına rağmen, hiç te o yolun yolcusu değildir ve de olamadığı gibi, o yolun üzerinde ki ilk sapık ve kafirdir de..

Diğer taraftan, Hilafet safında olup ta, o safın bir mensubu olarak kalabilmek için, hilafetin “kırmızı çizgileri`ni, gerek hayatında ve gerekse de teşkilat çalışmalarında olsun aynen koruyup yaşatmaya çalışmak gerekir. Onlara, sım sıkı sarılmak icabeder. İşte o

“kırmızı çizgilerden bazıları;

1- Şirk fetvası,

2- On beş madde,

3- M. Kemalin dinin temeline koyduğu 98 bomba,

4- Neyin bayramı vs vs.

Şimdi, maddeler halinde sıralamaya çalıştığımız ve belki de daha pek çok madde ilave edebileceğimiz şu hususlardan hiç biri asla ihlal edilemez. Hele hele, hepsinin de fevkinde olan “Şirk fetvası” ise, asla ötelenemez. Peki, bunlar ihlal edilip te ötelense ne olur? O vakit, hepsi ve hatta tüm bir islam külliyatı ihlal edilmiş ve saf dışı kalmış olur ki, böyle bir şaşkınlıktan da Allah’a sığınırız. Kaldıki böyle bir şey yapanlar, Hilafet çizgisinden sapmış ve yanlış ve batıl bir kulvara girmiş olur. Bir misal verecek olursak.

Mesela, Metin Kaplan Hoca!

Evet, Metin Hoca; Almanyadaki hapisten 2003’te çıktıktan sonraki süreçte, ileri sürdüğü bir takım gerekçelerle de olsa, davayı ve “Şirk fetvası”nı yürürlükten kaldırdıktan sonra, kendisinin el’an geldiği saf; laik-demokrat kafalı müşrik biri olan Erdogan’ı, o küfür zihniyetinde olmasına rağmen onun, reis sıfatıyla, Ayasofya’da cuma namazı kıldırmasını meşru gören bir saftır. Değil mi yani? Nerden, nereye?

Ve bu arada kişi, hangi safta ve hangi emirin arkasında yer alırsa, o safın ve o emirin hükmüne göre de bir hüküm alır dedikten sonra, şimdi anlaşıldı değil mi? Kişinin, hak ettiği safta nasıl yer aldığı ve nasıl da öleceği gerçeği?

Sözlerimizi, hitamul misk rehasında ve bal tadında olur umuduyla, şöyle nihayete erdirmek isteriz.

İlmi ile amil, cesur, fedakar ve olaylar karşısında kendi stratejisini ortaya koyma liyakatindeki alim ve lider özellikli bir KAPLAN ile harlanan hilâfet ateşi, ürkek, çekingen, beceriksiz ve liderlik özelliği olmadığı içindir ki, kendisine teslim edilen 10 binlerin üzerinde ki cemaati elinde tutmasını beceremeyen, bu davaya da hiçbir şey veremeyen, verdiği var sanılan şeyleri de hapisler sonrası yeyip bitiren kifayetsiz başka bir oğul Kaplan tarafından söndürülmüş olup küle döndürülmüstür! Lâkin, inancımız o dur ki; bir şekilde demode olmuş/modası geçmiş Kaplanlardan sonra, onların yerini alacak olan ASLANLARla şu hilâfet ateşi küllerinden yeniden doğup harlanacak ve tüm bir dünyayı da işte o vakit ısıtacaktır. Eh ne diyelim? Kaplanlar öldü, yaşasın yavru ASLANLAR!

Dualarımızın sonu âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamd etmektir.
Ve Sallallahu alâ nebiyyina Muhammed…

 

Celal bin Sefer


YAZI KÖŞESİ

Hilafet-i İslamiyye

SAYAÇ

Bugün 301
Toplam 215998
En Çok 1094
Ortalama 287