HÜKÜMET ŞEKİLERİ, HİLÂFET VE SALTANATIN HAKİKATI - İSKİLİPLİ MEHMED ATIF EFENDİ

O HALDE SEN VE BERABERİNDE TEVBE EDENLER, EMROLUNDUĞUNUZ ŞEKİLDE, DOĞRU YOLU TUTUN. SİZDEN HİÇBİRİNİZ BÜYÜKLENİP, ALLAH TARAFINDAN KONULMUŞ SINIRLARI AŞMASIN; ÇÜNKÜ UNUTMAYIN YAPTIĞINIZ HERŞEYİ O GÖRÜYOR. (KURAN-İ KERİM 11:112)

13-11-2019

HÜKÜMET ŞEKİLERİ, HİLÂFET VE SALTANATIN HAKİKATI - İSKİLİPLİ MEHMED ATIF EFENDİ
 

Hükümetler şekil itibariyle dört kısımdır: Mutlakıyet, meşrutiyet, Cumhuriyet ve Kâmil Hilâfet.

Mutlakıyet Hükümeti: Bir hükümet şeklidir ki onda hükümet reisliği tevarüs yoluyla bir hanedanın fertlerinden birine münhasır kalmakla beraber hükümet reisi hiçbir kanuni kayıt ile mukayyet olmayıp kendi keyfi iradesi üzere hareket eder. Ve bütün kanuni kuvvetler onun kendi inhisarında bulunur.

Meşrutiyet Hükümeti: Bir hükümet şeklidir ki onda hükümet reisliği usûl ve teamül şekli üzere hükümdar ailesinden en büyüğüne intikal ettiği gibi reis bulunan zat, akıllı ve ileri gelenlerin reyleri ile kanunlar içinde harekete mecbur olur.

Cumhuriyet Hükümeti: Bir hükümet şeklidir ki onda hükümet reisliğine nesilden nesile bir hanedanın fertlerine intikal ve inhisar bulunmayıp milletin içinden en güzide bir zat muvakkat bir müddet ile reislik makamına seçilir. Meşrutiyet hükümetinde kanun kuvveti ya sırf millet tarafından veyahut hükümdar ile millet arasında müştereken yürürlükte bulunur. Cumhuriyet hükümetinde ise kanun kuvveti münhasıran halktadır. Reisicumhurun bu kuvvet üzerinde yalnız bir teftiş hakkı vardır. Meşrutiyet ve cumhuriyet hükümetlerinde hâkim ancak kanun olup bir tek ferdin veya küçük bir topluluğun kanun dışında rey ve iradesinin hiçbir hüküm ve kuvveti yoktur.

Kâmil Hilâfet (Hilâfet-i Kâmile): Bir İslâmî hükümettir ki onda hükümet reisliği tevarüs yoluyla bir hanedanın fertlerine münhasır olmayıp ümmetin reyleri ile milletin fertlerinden aşağıdaki şartları haiz bulunan bir zat seçilir. Ve reis tayin olunan zat, hilâfet makamından vazgeçmedikçe veya vefat etmedikçe veya azlini icap ettiren bir durum ortaya çıkmadıkça hilâfet makamında baki kalır. Ve her hareketi şer’i kanunlar ile mukayyet olup kendi keyfi iradesi ile emir ve nehye ve hiçbir türlü harekete kadir olamaz. Hilâfet-i Kâmile’de hiçbir ferdin şer’i kanun hilâfında hiçbir hareketi caiz olamaz.

Hulefâ-i Raşidin’in hilâfet makamına tayin olunmaları tetkik nazarından geçirilirse ortaya çıkar ki halife, ümmetin reyleri ve milletin intihabı ile tayin olunduğundan olgun hilâfet bir cumhuriyet hükümetine benziyor.

Halifenin her hali şer’i kanunlar ile mukayyet olup kendi keyfi iradesi üzere hareketi asla caiz olmadığından, azl ve nasbı hal ve akt ehlinin reyleri ile vuku’ bulduğundan milli hâkimiyeti mutazammın bulunduğundan kâmil hilâfet bir meşrutiyet hükümetine benziyor.

Halife hükümet işlerini idare ve kanun kuvvetini icra hususunda gayet geniş bir selâhiyeti haiz bulunduğundan kâmil hilâfet, bir mutlakıyet hükümetine benziyor. Fakat halifenin azl ve nasbı, hal ve akt ehlinin rey ve seçimleri ile olduğundan ve şer’i kanunun hilâfında harekete bir çıkış yolu bulunmadığından olgun hilâfet mutlakıyet hükümetinden başkadır.

Halifenin azlini icap ettirecek bir durum meydana gelmedikçe veya hilâfetten vaz geçmedikçe veya vefat etmedikçe halifenin hilâfeti baki olup tayin edilmiş bir müddet ile mukayyet olduğundan olgun hilâfet cumhuriyet hükümetinden de başkadır.

Halifenin tayini irs yoluyla olmadığından ve kanun kuvvetini icrada ve memurların azl ve tayinlerinde ve onları sorumlu kılmakta gayet geniş bir selâhiyeti haiz bulunduğundan olgun hilâfet meşrutiyet hükümetinden de başkadır.

Bir de kâmil hilâfet (Hilâfet-i Kâmile) dünya işlerinde hüküm ve tasarrufu içine aldığı gibi dini işlerde de hüküm ve tasarrufu mutazammın bulunmakla bu cihetten de mutlakıyet, meşrutiyet ve cumhuriyet hükümetinden de yine başkadır.

Hükmetme ve tasarruf etme itibariyle hükümetler üç kısımdır:

Siyasî

Şer’î

Tabiî

Siyasî Hükümet: Milletin akıllıları ve ümmetin bilgilileri tarafından sırf akla nazaran tanzim olunan akli kanunlarla halkın yalnız dünya işlerine ait hususlarda hüküm ve tasarruf eden hükümettir.

Şer’î Hükümet: Allah tarafından vaz’ ve tanzim olunup peygamberler vasıtasıyla ümmete tebliğ olunan şer’i kanunlar ile halkın hem dünya hem de dini işlerine ait hususlarda hüküm ve tasarruf eden hükümettir.  

Tabiî Hükümet: Ne akli kanunlar ve ne de şer’i kanunlar nazar-ı itibara alınmayıp daima sertlik ve şiddet iktizası üzere hareket olunarak insanlar arasında kötülük ve zulümlerde bulunan zalim bir idaredir. Üçüncüsüne yol kesiciler, birincisine saltanat, devlet, mülk, ikinciye de itaat ve inkıyat lâzım olduğundan, imamet-i kübrâ, sahib-i şeriat makamı bulunduğundan “Hilâfet” adı verilir.

Hilâfetin Hakikati:  Halkın dini ve dünyevi işlerini muhafaza ve yürütmek için Peygamber tarafından niyabet ve vekâlet yoluyla umumi riyaset (riyaset-i amme)’dir.

Riyaset: Halkın dini ve dünyevi işlerinde tasarrufa hak kazanmak demektir.

Nasb-ı Halife’nin manası: Hal ve akt ehli, ümmetin akıllıları tarafından zikrolunan istihkakı ispat etmek demektir.

Dolayısıyla emir sahibinin şeriata uygun olan emrine itaat ve boyun eğme vacip olduğu için Müslümanların halifesine “İmamü’l-Müslimin” denilir.

Dini ve dünyevi işlerde hükümler infaz etmekte şeriatın sahibi Cenab-ı Peygamberin makamına kaim olup ona, İmamü’l-Müslimin Peygamber’in vekili bulunduğundan “Halife” ve “Halife-i Resûlullah” adı verilir.

Resûlullah’ın ilk halifesi olan Hazreti Sıddık (radıyallâhu anhu) riyaset makamına tayin olunduğu zaman umum velâyetleri “Hilâfet” unvanı ile isimlendirilip melik, saltanat, devlet ıtlakından kaçınılırdı. Ondan sonra Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Ali (Allah onlardan razı olsun) zamanlarında da zikrolunan lafızların verilmesinden kaçınılırdı. Daha sonraları yüce İslâm Dini yeryüzünün her tarafına yayılıp da İslâm Memleketlerinde sayısız hükümetler meydana gelince sonradan gelen imamlar tarafından içine aldığı dünya işlerinde hüküm ve tasarruf manasına nazaran İslâm Hilâfetine kahır ve galebe manasında olan “saltanat” lafzının kullanılması tecviz olunduğu gibi Müslümanların halifesine de “Sultan” lafzının takılması kabul olunmuştur. Şu halde “Hilâfet” ile “Saltanat”  arasında fark ortaya çıkmış oluyor ki hilâfet, hem dini işlerde ve hem de dünyevi işlerde hüküm ve tasarrufu içine aldığı cihetle mürekkep, “Saltanat” ise yalnız dünyaya ait işlerde hüküm ve tasarruftan ibaret bulunduğundan basittir. Dolayısıyla bazı cahillerin zannettikleri gibi hilâfet yalnız dini işlerde hüküm ve tasarruf demek değildir. Zira ne yalnız dini işlerde hüküm ve tasarrufa ve ne de yalnız dünyevi işlerden hüküm ve tasarrufa “Hilâfet” adı verilir.

 

İSKİLİPLİ MEHMED ATIF EFENDİ

DARU'L HİLAFETİ'L ALİYYE MEDRESESİ


YAZI KÖŞESİ

Hilafet-i İslamiyye

SAYAÇ

Bugün 387
Toplam 150536
En Çok 855
Ortalama 253