HİLÂFETTE KUREYŞLİ OLMANIN ŞART KILINMASINDA HİKMET VE SAKIT OLMASININ KEYFİYETİ - ​İSKİLİPLİ MEHMED ATIF EFENDİ

O HALDE SEN VE BERABERİNDE TEVBE EDENLER, EMROLUNDUĞUNUZ ŞEKİLDE, DOĞRU YOLU TUTUN. SİZDEN HİÇBİRİNİZ BÜYÜKLENİP, ALLAH TARAFINDAN KONULMUŞ SINIRLARI AŞMASIN; ÇÜNKÜ UNUTMAYIN YAPTIĞINIZ HERŞEYİ O GÖRÜYOR. (KURAN-İ KERİM 11:112)

20-11-2019

HİLÂFETTE KUREYŞLİ OLMANIN ŞART KILINMASINDA HİKMET VE SAKIT OLMASININ KEYFİYETİ -
İSKİLİPLİ MEHMED ATIF EFENDİ

Hilâfetten esas gaye olan şeriat ahkâmını tenfiz ve ümmetin işlerini tanzim, kuvvet ve iktidara dayanmış bulunduğundan hilâfetin şartlarından asıl ve akdemi kuvvet ve kudrettir. Sadr-ı İslâm’da Kureyş kabilesi büyük bir aşiret idi ki şeref, hasep, nesep, sayı çokluğuna ve mülkün muhafazasına, ümmetin işlerini görmekte, şeriat ahkâmını infazda kuvvet ve kudret cihetinden diğer kabilelerden daha üstün durumda idi. Dolayısıyla hilâfet vazifesini icraya Kureyş kabilesinde fevkalâde liyakat ve istidat bulunmaktaydı. İşte bundan dolayıdır ki Cenab-ı Peygamber Efendimiz “İmam Kureyştendir” hadis-i şerifi ile hilâfet işini Kureyş  kabilesine tahsis buyurmuşlardır. Yoksa bu tahsisten maksat Kureyş’in sırf Peygamber’in sülalesine intisapları demek değildir. Çünkü “Biz beraber yaşayan nebileriz. Miras bırakmayız” hadis-i şerifi ile peygamberlerin miras bırakmadıkları açıklanmaktadır. Dolayısıyla birinci hadis ile hilâfet ve imametin Kureyş kabilesine tahsis buyrulması o hilâfetin en önde gelen şartı olan kuvvet ve kudretin onlarda tamamen mevcut bulunmasına dayanmaktaydı.

Cenab-ı Peygamber Efendimiz ahiret âlemine irtihal ettiği gün Kureyş ile ensar halife seçimi için Sakifei beni Saide adlı yerde toplandıktan sonra ensar “Kureyş’ten bir emir, ensardan bir emir tayin olunmak” fikrini ortaya atmışlarsa da Kureyş kabilesi o sırada hilâfetin hem sıhhat ve hem evleviyetinin şartlarını tamamen haiz olup her cihetten hilâfete ehliyet ve istihkakları bulunduğundan Hz. Ebu Bekir “İmam Kureyş'tendir” hadis-i şerifi ile hüccet getirerek ensarı susturmakla hem muhacirler hem de ensar toplu olarak Hz. Ebu Bekir (radıyallâhu anhu)’ya biat etmişlerdir. Dolayısıyla bu şekilde hilâfet makamı Kureyş makamı Kureyş kabilesinin idaresine geçmiş oldu.

Bu tarihten itibaren hilâfet makamı Hulefa-i Raşidin zamanında kâmilen (noksansız), Emevi ve Abbasi halifelerinin zamanlarında da noksan olarak Kureyş kabilesinin uhdesinde bulunmuş oldu.

Fakat Abbasi hilâfet ve saltanatının son zamanlarında bir taraftan Kureyş kabilesi refaha ulaşma, nimete kavuşma ve eğlenceye düşmek suretiyle mülkün idaresi için öğrenilmesi lazım olan bilgiyi kazanmakta kusur etmiş ve bir taraftan da pek çokları hilâfet merkezinden uzak bulunan memleketlerde yerleşmiş bulunduğundan eskiden beri devam eden şevket ve servetlerine, kuvvet ve kudretlerine bir zayıflık ve bozukluk arız olarak ve hilâfetin ilk önde gelen şartını kaybederek hilâfet işini idareden büsbütün acz ve kusurları tahakkuk etmiş ve bu şekilde artık Kureyş kabilesi hal ve akt merasimine ehliyet ve iktidardan düşme derecesine gelmiş olmakla o sırada nüfus ve iktidar kazanmış bulunan Deylem ve Selçuk Kabileleri zikrolunan merasimi kazanmış bulunduklarından, bunca zamandan beri Kureyş Kabilesinin uhdesinde devam etmiş olan İslâm Hilâfeti, Deylem ve Selçuk kabilelerinin uhdesine intikal etmiş oldu.

Daha önce arz ettiğim şekilde halifenin Haşim ve Kureyş kabilelerine mensup olması hilâfetin sıhhatinin şartı olmayıp evleviyetinin şartı olduğundan ihtiyaç anında sakıt olacağına ve dolayısıyla Kureyş kabilesine mensup olmayan halifenin de hilâfeti sahih olduğunu İslâm ulemasından pek çoğu kail olmuşlardır. Ve Sahih-i Müslim’de rivayet olunan “Sizin üzerinize, başı kuru üzüm (gibi siyah) Habeşli bir köle tayin olunsa (onu) dinleyip itaat ediniz” ve “Sizleri Allah’ın kitabına göre idare edecek olan emiriniz Habeşli bir köle olsa bile (ona) itaat ediniz” hadisleri ve bir de İslâm’ın büyük ulemasından allâme Sadru’ş-Şeria “Ta’dilû’l-Ulûm” adlı yüce kitabında “Sonra zamanımızda Kureyşli olma zarureti sakıt olmuştur. Hatta Cuma, bayram ve nikâhlar bile onsuz sahih ve ikame edilmektedir” sözü ile Kureyşli olma şartının ortadan kalkarak Kureyş kabilesinden olmayan halifenin hilâfeti sahih olduğunu açıklamışlardır.

Dolayısıyla Emevi ve Abbasi halifelerinin hilâfeti nasıl sahih ise, sıhhatin şartları bulunduğundan Selçuklu ve Osmanlı padişahlarının hilâfeti de sahih olup fıkıh kitaplarında açıklandığı şekilde onların izni ve emriyle Cuma ve bayram namazları, cezaların tatbiki gibi halktan birinin vazgeçemeyeceği şer’i hükümler caizdir.

Şu kadar var ki gerek Emevi ve Abbasi ve gerekse Selçuklu halifelerinin hilâfetin hem sıhhat hem evleviyetinin şartlarını tamamen üzerlerinde toplamamış olduklarından Hulefa-i Raşidin devrinde olduğu gibi hilâfetleri kâmil değildir. Bunda ise Osmanlı halifesi ile Abbasi ve Emevi halifesi arasında asla fark yoktur. Şu halde noksanlığı şekliyle Abbasi ve Emevi padişahlarına da zikrolunan unvanın verilmesi caiz ve sahihtir. Dolayısıyla gerek Abbasi ve Emevi gerekse Selçuklu ve Osmanlı olsun bir halifeye biat olunduktan sonra “Allah’a ve Resûlüne ve sizden olan ulû’l-emre itaat ediniz” ayeti muktezasınca bütün Müslümanların ve himayesi altında bulunan gayrimüslimlerin Müslümanların halifesine itaat ve boyun eğmeleri vaciptir.

 

 

İSKİLİPLİ MEHMED ATIF EFENDİ

DARU'L HİLAFETİ'L ALİYYE MEDRESESİ


YAZI KÖŞESİ

Hilafet-i İslamiyye

SAYAÇ

Bugün 359
Toplam 150508
En Çok 855
Ortalama 253