KEMALİSTLER KADINLARIMIZI AÇTI - ŞEYHU`L İSLAM MUSTAFA SABRİ EFENDİ

O HALDE SEN VE BERABERİNDE TEVBE EDENLER, EMROLUNDUĞUNUZ ŞEKİLDE, DOĞRU YOLU TUTUN. SİZDEN HİÇBİRİNİZ BÜYÜKLENİP, ALLAH TARAFINDAN KONULMUŞ SINIRLARI AŞMASIN; ÇÜNKÜ UNUTMAYIN YAPTIĞINIZ HERŞEYİ O GÖRÜYOR. (KURAN-İ KERİM 11:112)

03-09-2019

KEMALİSTLER KADINLARIMIZI AÇTI - ŞEYHU'L İSLAM MUSTAFA SABRİ EFENDİ

 

Yine bu adamın, "Kadınlar yüzlerini açabilirler, bunda bir mahzur-ı dini (dini sakınca) yoktur" diyerek türlü mugalatalarla Müslümanların zihnini karıştırmasına meydan vermemek için Kemalistan'da tatbik ve terviç olunduğu vechile, kadınların yalnız yüzlerini açmakla kalmayıp birçok müştehi (iştah çeken) yerlerini de açtıktan başka mütebaki aksamında (diğer kısımlarından) da vücudu setr etmekten (örtmekten) ziyade süsleyen nim-üryan (yarı çıplak) kıyafetiyle namahrem erkeklerin kucağında dans etmesi de caiz midir? diye kendisine sorsunlar ve cevabını istesinler. Reisü'l-Ulema'nın medh ve müdafaa ettiği (övdüğü ve savunduğu) Ankara hükümeti tarafından Türkiye'de harıl harıl tatbik olunan balo kıyafetindeki kadın inkişafi (açılması) ve erkek kadın ihtilatı Müislümanlığa sığar mı sığmaz mı? Bu noktaya cevap versin, kadının yüzü avrettir, değildir, tarzındaki meselelere kaçmasın. Hilekarlığından, kalleşliğinden bahsi değiştiriyor.

Bugün münazaunfih olan (ihtilaflı) ve Müslümanları, mütedeyin alimleri telaşa düşüren, kadınlarn Türkiyedeki Kemalist rical-i hükümetinin istediği ve kendi kadınları üzerinde tatbik ettiği vechle tamamen açılmalarıdır. Reisü'l-Ulemanın istediği de budur. Bugünün tesettür ve adem-i tesettür (örtünme ve açılma) meselesi bundan ibarettir. Reis Cemaleddin, Mustafa Kemal Türkiye'ye getirdiği teceddüdü (yeniliği) beğeniyor, biz Bosnalılar da bu tariki (yolu) taklit edelim demiyor mu? İşte Mustafa Kemal kadınları bu şekilde açmıştır. Reis böyle yapalım demek istiyor.

Yüz açıp kapamak meselesi aleyhinde galeyana gelen Müslüman efkar-i umumiyesini (kamuoyunu) saşırtmak için Reisin kaçamak noktasıdır. Başı sıkıştığından kendisine itiraz eden saf ulemayı yüz açmak meselesine doğru çekip götürüyor ve mahall-i niza' (kavga yeri) orası imiş gibi idare-i kelam (sözü idare) ediyor. Bu hal Müslüman memleketlerinde eskiden de var idi diyor ve mü’terizleri (itiraz edenleri) haksız çıkarmaya kalkıyor. Halbuki meselenin münakaşası Mustafa Kemal inkılabı üzerine hadis olmuştur (çıkmıştır). Ve o inkılabun mucib olduğu inkişaf-ı nisvan (kadınların açılması) bambaşka bir şekilde olduğu gibi inkılab-ı mezkuru (bu inkılabları) tasvib edenlerce matlup olan da, kadınların o şekilde inkişaf etmeleridir. Türkiye inkılabı lehinde propaganda yapan Cemal Hoca memleketine böyle bir teceddüd aşılamak istiyor. “İttekü firasete’l-mi'minine, fe innehü yanzuru bi-nurillah" hadis-i şerifine nazaran müminde bulunması lazım gelen ferasetle bu işin Bosna Müslümanlarınca çoktan anlaşılmasıı lazım gelir.

Ankara hükümetinin Türk kadınlarını vaziyet-i içtimaiyeleri (sosyal durumları) itibariyle tamamen Avrupa kadınlarına benzetmek ve erkeklerin arasına kapıp salıvermek istediğini, harem-selamlık haillerini (engellerini) bertaraf ettiğini, İslam hanelerindeki pencere kafeslerine varıncaya kadar cebren kaldırdığını Reisü'l-Ulema biliyor. Avrupa kadınlarının açıklıkta erkeklerden farklı olmamaları şöyle dursun, kol, bacak, göğüs, omuz gibi erkeklerde açılması mutad olmayan ve belki hatır u hayale gelmeyen birçok azanın (organın) Avrupa kadınlarında enzar-i ricale küşade (erkek bakışlarına açık) olduğunu da biliyor. Ankara hükümetinin arzusuna ve her vasıta ile çalıştığına nazaran Türk kadını da işte böyle olacak. Bir kısmı olmuş… Olmayan ve ekseriyeti haiz olan mütebakisi da zahirde kendilerine hürriyet veriliyor, hürmet ediliyor davası altında ister istemez bu yola sevk edilecektir.

İşte haricdeki alem-i İslama Türkiye tarikiyle (yoluyla) ithal edilmek istenilen yeni fitnelerin en mühimlerinden biri de eski Müslümanların ev bark yıkımı tabir ettikleri bu açık aile hayatıdır. Bosna'nın İslam aileleri de aynı tariki teceddüde (yenilik yoluna) süluk ederek aynı derecede açılsınlar mı, açılmasınlar mı? Balolar da ve dans salonlarında Müslüman haremleri namahrem erkeklerle sarmaş dolaş olsunlar mı, olmasınlar mı? Yeni Türkiye'yi medh eden Reisü's-süfeha Cemaleddin Efendi'nin Bosna Müslümanları ile yapmak istediği gizli pazarlığın manası budur. Din-i İslamda tesettür var mdır, yok mudur? tarzındaki meseleyi, kadın yüzü mahrem midir, değil midir? şekline sokarak hastalığını bazen uzvi (organik) bir tabir altında gizleyen, bir taraftan da "Evlerinizde oturun; eski cahiliyet kadınları gibi güzelliklerinizi haricde teşhir etmeyin" mealinde bulunan "Ve karne fi büyütikünne vela teberrecne teberrece'l-cahiliyyetil-ula” ayetinin ezvac-ı tahirat (temiz zevceler) hakkında nazil olduğunu söyleyerek diğer İslam kadınlarının kayd-i tesettürden (örtünmeden) azade olduklarını ibham etmek (belli belirsiz vurgulamak) suretiyle bazen de dilinin altundaki maksadını açuğa vurduran Reisü'l-münafikinin ulema ile tesettür münazaasına (kavgasına) girişmesinin manası da budur.

Yukarıda da ima ettiğimiz vechile kadına erkeklerden farklı bir hususiyet vermedikten başka kadını erkeklerden çok fazla açarak ona tahte's-sıfır (sıfırın altında) bir hususiyet verdiği malum olan Avrupa medeniyetinin mizacı İslama en ziyade uymayan ve kendi ukala ve hükemasını bile çoktan nedamete sevk eden bu kadın hayatı meselesinin Avrupa medeniyetinin en fena tarafı olduğu da malum olmak lazım gelir. Halbuki ma't-teessüf Müslümanlar arasında Garb medeniyetinin çığırtkanlığını yaparak bizim ile kanlı bıçaklı mücadelelere girişen içimizdeki müceddidlerin ve inkılapçıların en birinci maksadı da Garb medeniyetinin kadın vaziyetine ve aile hayatına taalluk eden yıkıcılık tarafıdır. Onlar şimdiye kadar umumi hayatta ayrı duran kadınlarımızla erkeklerimizi muhtelit (karma) bezm-i sefa alemlerinde biribirine yaklaştırmak ve derağuş ettirmek (kucaklaşmak) istiyorlar. İzdivacın manası çiftleşmek olduğuna göre karı koca arasında hususi bir izdivaç olduğu gibi umumi eğlence gecelerinde de hafif tertibde bir umumi izdivaç kabul edilsin diyorlar.

Biz bunu kabul etmiyoruz. Aramızdaki anlaşamamazlığın en derin uçurumu burasıdır. Yoksa Avrupa terakkiyatıni, terakkiyat-ı fenniye ve sunaiyesini kim istemez? Bizim bu hususta, Reisü'l Ulema Cemaleddin gibi medeniyet taraftarı görünen sahtekarların teşvikine ihtiyacımız yoktur. "Muhadderat-ı İslamiye” (İslam kadınları) namıyla Müslümanların lisanına ve samiasına (kulağına) diline ve işittiklerine gayet me'nus (aşina) gelen bir gayret, hamiyet ve mefaret tabiri var idi. İzmir Fatihi(!) Türkiye'de asıl bu büyük kaleyi feth etti. Türkiye vatanını istila eden yabancı düşmanlar bile bu kaleyi feth edemezlerdi. Bosna Müslümanlarının bu ana kadar muhafaza ettiği ve Sırbiye hükümetinin edyana (dinlere) hürmeten taarruzdan masun tuttuğu böyle bir İslam kale-i içtimaiyesini (sosyal kalesini) de Ankara hükümeti namına Bosnadaki ajanı Reis Cemaleddin içeriden içeriye fethetmeye çalıştığı anlaşılıyor.

Reisin hakiki maksadını ortaya koyduktan sonra şimdi kendisi ile açık açık mübahese edebiliriz (tartışabiliriz). Açıklık, kapalılık üzerine din-i İslamın kadınlar hakkında erkeklerden farklı bir nevi dikkat ve ihtimamı var mıdır, yok mudur? Evvela bunu tedkik edeceğiz; yüz açıp kapamak bahsini sonraya bırakacağız.

Şapka meselesinde olduğu gibi tesettür-i nisvan (kadınların örtünmesi) meselesinde de yeni dinsizler hesabına eski Müslümanları iğfal ve idlale çalışan ahir zaman hocalarından Reis Cemaddin'in tesettürü ezvac-ı mutahharata (Peygamber Efendimizin eşlerine) mahsus gibi göstermesinden başka "Melbusat (elbiseler) tamamıyla telakkiye ait bir şeydir ve ona göre her zamanın bir telakkisi vardır" demesine nazaran merkumun (adı geçen şahsın) tesettür-i nisvanı esasından inkar ederek bunun da asli olmadığını söylemek istediği sabit oluyor. Zaten bunlara göre Müslümanların dinlerine ait olarak eskiden bildikleri ve itikad ettikleri şeylerden “İşte bunun aslı vardır" diyecekleri hiçbir şey yoktu. Daha doğrusu akaid-i diniyelerinden (dini inançlarından) her gün birisini dinsizler dillerine dolayarak bunun aslı yok dedikçe her defasında onları tasdike hazırlanan ve bir kere de onlara, "Artık çok oldunuz edepsizler!" demek ihtiyacını hissetmeyen Müslümanların Müslümanlıklarının aslı olmadığı için mutekidat-ı diniyeleri (dini inançları) de birer birer asılsız çıkıyor.

Müslümanlar arasında intişara (yayılmaya) başlayan yeni moda dinsizlikleri müdafaa sadedinde bazı cahil tevilciler "Zamanın tebeddülü ile ahkam tebeddül eder" mealindeki kaide-i şer'iyeden istiane etmek (yardım almak) isterler. Her hususta icab-ı zamanı (zamanın gereğini) hakem tanıyan Reis Cemaleddin gibi zamana tabi deniler (alçaklar) ve mülhid dehriler (dinsizler) de bunu daima ileri sürerler. Halbuki o kaidenin nerelerde cari olduğunu bu cahiller bilmezler. Tesettür meselesinden uzaklaşmayalım.

 

ŞEYHU'L İSLAM MUSTAFA SABRİ EFENDİ

DARU'L HİLAFETİ'L ALİYYE MEDRESESİ


YAZI KÖŞESİ

SAYAÇ

Bugün 215
Toplam 92331
En Çok 670
Ortalama 229