KEMALİZİM KÜFRÜ VE DİNELRİNİ OYUNCAK HALE GETİREN MÜSLÜMANLAR - ŞEYHU`L İSLAM MUSTAFA SABRİ EFENDİ

O HALDE SEN VE BERABERİNDE TEVBE EDENLER, EMROLUNDUĞUNUZ ŞEKİLDE, DOĞRU YOLU TUTUN. SİZDEN HİÇBİRİNİZ BÜYÜKLENİP, ALLAH TARAFINDAN KONULMUŞ SINIRLARI AŞMASIN; ÇÜNKÜ UNUTMAYIN YAPTIĞINIZ HERŞEYİ O GÖRÜYOR. (KURAN-İ KERİM 11:112)

17-09-2019

KEMALİZİM KÜFRÜ VE DİNELRİNİ OYUNCAK HALE GETİREN MÜSLÜMANLAR
- ŞEYHU'L İSLAM MUSTAFA SABRİ EFENDİ

 

Dinsizlerin ve bilhassa yeni Türkiye dinsizlerinin açık cepheden yürümek ve samimi olmak gibi dindarlara vermek istemedikleri evsaf ve mezayadan (nitelik ve vasıflardan) en uzak kimseler olduğuna delalet edecek şevahid ve vesaiki tadada (şahitler ve belgeleri saymaya) kalkışan adam, onların yakın mazide sebkeden (meydana gelen) sahte dindarlık nümayişleri ile günden güne tezahür eden kapkara dinsizlik harekatı arasında Karadeniz’in medd ü cezir (gel-git) dalgalarını saymaya kalkan adam gibi saşırıp kalır. Bundan başka hiç olmazsa dalgaların medd ü cezir halini biribirinden tefrik etmek (ayırmak) güç bir şey değildir. Halbuki bunların bazen en dinsizce hareketleri bile dini bir kayd-ı ihtiyatın himayesi tahtında (altında) basit rüyetlere karşı teşhisi müşkil bir manzara arz eder.

Mesela geçenlerde Milliyet gazetesi sermuharriri (baş yazarı) ve Siirt mebusu Mahmud (Soydan) “Türkiye ve Hilafet" serlevhasıyla yazdığı bir makaleyi, mahza yeni Türkiye'nin dinsizliğini teyid maksadıyla yazdığı halde Türkiye'de büyük bir isabetle ilgası cihetine gidilen Hilafetin din ile alakası olmadığını bu makalenin bir noktasında kaydetmek gibi bir hokkabazlık yapmaktan da vazgeçemiyor. Hilafetin din ile alakasının kabil-i inkar olmadığını (inkar edilemeyeceğini) ve Türkiye'de Hilafeti ilga etmenin asar-ı bahiresi (açık eserleri) her gün tevali etmekte (peşpeye gelmekte) bulunduğu vechile dini ilga için olduğunu anlamayanlara anlatmak üzere müstakil bir eser yazdım. Onun için bu meseleyi oraya terkederek Siirt mebusunun makalesindeki diğer sözlere geçiyorum:

Mebus-ı merkum (bu milletvekili), İtalya mebuslarından ve Faşistlerin en nafiz (nüfuzlu) azasından olmakla beraber müstemlekat (sömürgeler) ve İslam vaziyetleri hakkında en iyi yazı yazmakla maruf olarak tanıttığı Mösyö Kantalopa'nın aynı serlevha altında yazılmış bir makalesini mevzubahis ediyor. İtalyan mebusu makalesinde hülasaten diyormuş ki: "Türk Cumhuriyeti vakıa Hilafeti ilga etti, bilcümle (bütün) kanunlarını laik esaslarına istinat ettirdi. Fakat tıpkı Fransa'nın vaktiyle takip ettiği siyaset gibi, dahilde müessesat-ı diniyeyi (içeride dini kurumları) kaldırmak, hariçte ise dini müessesat ile onların alemdarlarını himaye siyasetini takip ediyor, başka memleketlerdeki Hilafet cereyanlarına rehber oluyor. Muhtelif İslam kongrelerine iştirak eyliyor."

İşte Türkiye mebus ve muharriri de Ankara hükümetinin vaziyetine ait ecanibin (yabancıların) bu gibi telakkisini red ve tekzib (yalanlamak) maksadıyla yazdığı makalede şöyle diyor:

"Bir defa bizde bir ruhban sınıfı olmadığı için bunların ne dahilde, ne hariçte himayesi mevzubahis olamaz. Cumhuriyetimizin siyasetiyle Fransa'nın ma'hud Katolik siyaseti arasında ise hiçbir münasebet yoktur. Bu itibarla İtalyalı muharririn yaptığı kıyas tamamen batıldır. Malumdur ki, Fransa Cumhuriyeti -galiba 1903 senesinde olacak- tedvin ettiği kanunlarla dahilde Katolikliği imha etmiş, dini müessesatı ortadan kaldırmıştı. Halbuki haricen takip ettiği siyaset tamamen bunun aksi idi. Fransa'nın Şarkta Hristiyanları himaye ile kiliseye ve papalığa karşı asır-dide (asırlık) sadakatini gösterdiği ve hatta bu zeminde birçok işleri milli bir izzet-i nefs (haysiyet) meselesi haline koyduğu çok defalar vakidir."

Ankara hükümetinin nîm (yarı) resmi bir gazetesi olan Milliyet'in ser (baş) sütununda naklettiğimiz şu satırların sarahatine nazaran demek ki, yeni Türkiye laik, yani la dini Fransa'dan bir kat daha fazla dinsiz imiş, Laik Fransa dahilde müessesat-ı diniyeyi kaldırmış ise de hariçte Katolikliği, Hristiyanları ve bilhassa ruhbanları himaye eder ve icabında, bu yüzden dini izzet-i nefsi rencide olursa buna milli izzet-i nefs derecesinde alaka göstererek sebebiyet veren herhangi bir devlet ve milletle mücadele ve muhasamaya (düşmanlığa) girişirmiş. Halbuki yeni Türkiye bu hususta, yani din ve mezhep alakadarlığı göstermek hususunda, inkılaptan sonraki Fransa ile de kabil-i kıyas olmayacak (karşılaştırılmayacak) derecede meseleyi ciddi surette kesmiş atmış, şimdi her Türk vatandaşı kendi mazisini biraz hayret ve hicapla tahattur edebiliyormuş (hatırlayabiliyormuş), asırlardan beri neden bir sürü hurafeperestlere tabi olmuş imiş? Türk milletine izafe edilen hurafevi telakkiyat (batıl inançlar) onun kendi malı değilmiş. Bu sözleri, "Türkiye ve Hilafet" makalesinde Siirt mebusu söylüyor. Türkün, maziye ait olarak şimdi hayret ve hicabla tahattur ettiği, hakikatte kendi malı olmadığını söylediği hurafevi telakkiyattan maksadı da hem Hilafet-i İslamiye ve hem diyanet-i İslamiyedir ki “Bu hilafet ve bu diyanet Türk'e Araplardan gelmiştir. Kendi malı olmayan bu hurafevi şeyleri Türkler nasıl olmuş da asırlarca benimsemiş olduklarına şimdi utanıyorlar” demek istiyor. Bunun açıkça ifadesi budur.

Bunu Türkiye dahil ve haricinde olup da hem kendilerini ve hem Kemalistleri hala Müslüman zanneden adamlar görsün, anlasın. Milliyet başmuharririnin hacet kalmaksızın bu meselenin daha açığını Reisicumhur nutkunda söylemedi mi? "Yeni Türkiye devletini Ankara'da tesis ederken, devletin eskisi gibi dini, din-i İslam olduğuna dair yeni Teşkilat-ı Esasiye Kanunu'na derç edilen madde, o zamanın eski zihniyetinden ayrılamayan bazı mebuslarına, Hilafetin ilgasını kabul etmeleri için tavizat (tavizler) makamında derç edilmiş idi ki, ilk fırsatta onunda ilgası musammem (kararlaştırılan) idi” diyor. Demek ki büyük dahi adım adım dinsizlikte ileri gidiyor. Ve her atılan adıma ondan sonraki adımı tavizat gösteriyor. Bu ne hokkabazlıktır ki, tavizatı da kendi içinden çıkarılıyor. Yani "Bunu yıkıyorum, karşılık olarak da şunu yapıyorum" diyeceği yerde "Bunu yıkmakla iktifa ederek (yetinerek) ötekini bırakıyorum" diyor. Halbuki "Bırakıyorum" demesinde ciddi ve sadık olmadığını da bilahare alenen kendi ağzı ile söylüyor. Şimdi, salifü'z-zikr (adı geçen) Ağaoğlu Ahmed'in "Münevver dinsizler davalarını açık cepheden ve samimiyetle yürütürler" diyerek tefahur etmesine (övünmesine) karşı, Mustafa Kemal'in mazi-i karibe (yakın geçmişe) ait şu açık sahtekarlık itirafını hangi tarafa kaydedeceğimizi tayinde doğrusu biz de mütehayyir (hayrette) kaldık. İşte Türkiye dinsizlerinin mabudu bile açık cepheden hareket etmemiş diyerek Rusyalı Türk mebusunu yeni bir müskit (susturucu) vesika ile utandırmaya kalksak ihtimal ki, "Gazi'nin, sahtekarlığını bile söylemesi açk cepheden hareket değil midir?" diye bize cevap verecek!

Fakat ne olursa olsun asıl şaşılacak cihet, bütün bu dinsizlik hareketlerine ve bu itiraflara rağmen her adımda dinsiz dahinin Müslüman yardakçılarının "Dinden çıkmadı, dinden çıkmış olmadı, bir şey yok, bir şey yok!" diye bağrışmaları ve gelecek adıma kalanı göstererek "işte asıl lazım olan bu, duruyor ya" demeleri, nöbet ona gelince de başka bir te'vil ve teselli aramaya çalışmalarıdır. Ne garip haldir ki, Türkiye'nin bu yeni dahisinin Müslümanlıktan çıkmak ve bütün Türkleri de çıkarmak için bu kadar çabalamasına karşı birtakım sersem ve sırnaşık Müslümanlar hala kendisinin yakasını bırakmıyorlar. İşte Türkiye inkılabının mahiyet-i meş’umesini (uğursuz mahiyetini) hakkıyla anlamaya başlayan Arabistan ve Hindistan gibi büyük İslam aleminin matbuatında (basınında) Mustafa Kemal'in nutku esnasında tasrih ettiği deminki sahtekarlık itirafına ait fıkra, hususi telgraflarla çalkandığı ve kemal-i teessür (büyük üzüntü) ve teessüfle karşılandığı halde Balkan devletleri idaresinde bulunan bazı küçük İslam muhitlerinde Türkiye'nin dinsizliğini natık olan (söyleyen) bu sarahat bile bazı taraflardan bize yazıldığına nazaran hükümetin dinden tecerrüdü (arınması) ile tefsir olunarak ahalinin dinine bundan zarar gelmediği iddia olunmakta imiş.

Bir kere devlet ve hükümet tabirleri biribirinden farklı olarak devlette ahali dahil olduktan başka, farzen ve takdiren mezkur (sözkonusu) Kanun-i Esasi maddesindeki devletten hükümet manası maksud olsa (kastedilse) bile hükümet-i milliye (milli hükümet), halk hükümeti, Cumhuriyet hükümeti namlarıyla ba-husus (özellikle) böyle millete izafe edilen bir hükümetin açıktan açığa dinsizliğini ve Müslüman hükümeti olmadığını ilan etmesi üzerine de onu hala kendisine hükümet ve metbuu tanıyan ve onun din kanunları yerine kasten ikame ettiği dinsiz kanunlara bi'r-rıza (rızasıyla) itaat eden millet, teker teker efrad (fertler) itibariyle değil de toptan irtidat etmiş (dinden çıkmış) olacağı gibi dindar millete dinsiz hükümet-i milliye (milli hükümet) teşkil etmelerini tecviz ve tavsiye eden hariçteki te'vilci Müslümanların kendileri bile dahildeki milletle beraber dinden çıkmış olurlar ki, bunu kabul etmemek küfr-i inadı değilse budalalığın hadd-i gayesidir (son derecesidir). Milletin dini var imiş de kendine muzaf olmak (üstün gelmek) üzere neye dinsiz hükümet teşkil etmiş? Hükümet-i milliye, milletin mümessili (temsilcisi) olduğuna nazaran, dindar millet nasıl olur da kendine dinsiz mümessil tayin ederek kendi namına ve kendi üzerinde dinsizce icra-i ahkam olunmasını (hüküm icra edilmesini) kabul eder? Bu açıktan açığa küfre rıza değil midir? Hükümetim benim üzerimde ahkam-ı diniye (dini hükümler) ile hüküm etmesin de başka ahkam ve kavanin (kanunlar) ile hükmetsin, ben üzerimde şeriatın, yani Allah ve Resulü'nün hakim olmasını istemem demek ne demektir?

Mesele bu kadar vazıh (açık) olduğu halde her havaya uyan ve dinlerini kendilerine oyuncak yapan yalancı Müslümanlar zırva te'vili tarzındaki sözlerle Kemalistlerin müdafiliğini ve yalancı şahitliğini yapmakta devam ediyorlar. Siirt mebusunun teessüfle hikayesine nazaran baksa keza Avrupada da Kemalistlerin dinsizliğine inanmayanlar var imiş ki, Kemalistler "Hala yaranamadık" diyerek en ziyade buna kızıyorlar. Acaba onlar da yeni Müslüman avukatlar kadar ahmak oldukları için mi inanmıyorlar, yoksa bu da Kemalist küfrünün dünyada bile nasibe-i hüsranını (hüsran payını) gösteren bir ceza-i ilahi (ilahi ceza) mi?

 

ŞEYHU'L İSLAM MUSTAFA SABRİ EFENDİ

DARU'L HİLAFETİ'L ALİYYE MEDRESESİ


YAZI KÖŞESİ

SAYAÇ

Bugün 44
Toplam 81275
En Çok 670
Ortalama 222