MÜCADELE VELÂ AKİDESİ İLE OLUR

O HALDE SEN VE BERABERİNDE TEVBE EDENLER, EMROLUNDUĞUNUZ ŞEKİLDE, DOĞRU YOLU TUTUN. SİZDEN HİÇBİRİNİZ BÜYÜKLENİP, ALLAH TARAFINDAN KONULMUŞ SINIRLARI AŞMASIN; ÇÜNKÜ UNUTMAYIN YAPTIĞINIZ HERŞEYİ O GÖRÜYOR. (KURAN-İ KERİM 11:112)

04-08-2020

MÜCADELE VELÂ AKİDESİ İLE OLUR
 

Bu Kur'an, müslüman bireyi, Allah ve Resulullah'a, İslâm itikadı ve İslâm cemaatine bağlılık (velâ) esasına binaen eğitmektedir. 

Üyesi bulunduğu safın diğer tüm saflardan tamamen bağımsız kalması zaruretine binaen velâ üzere yetişmek gerekir.

 

Çünkü müslüman, Allah'ın adını yüceltmeyen, Peygamberinin önderliğini izlemeyen ve "Allah'ın Hizbi" özelliğini taşımayan hiç bir saf ve birliğin adamı olamaz. 

Kur'an: "Bu göreve Allah tarafından seçilmiştir" esasıyla müslümanı eğitmektedir. Çünkü bu seçimden amaç, müslümanın gerek insanlık hayatında ve gerekse tüm tarihsel olaylarda ilahî takdiri gerçekleştiren bir araç olmasıdır.

 

Tüm zorluklarına rağmen bu ilahî seçim, Allah'ın bir lütfudur. Dilediğine verdiği bir lütfu... 

Müslüman cemaattan başkasına bağlılığın manası ise, Allah'ın dininden çıkmak, bu büyük seçimi reddetmek ve bu değerli lütuftan soyutlanmak demektir, öyleyse velâ (bağlılık), sadece Allah'adır.

 

"Sizin veliniz, sadece Allah'tır, Resulü'dür, namazı ikame edip zekat veren ve Allah'a boyun eğen mü'minlerdir." (Maide, 55)

 

Yani özellikle ve yoruma yer vermez biçimde onlardır bizim velimiz. 

İslami hareket ve düşüncenin belirsizliğine fırsat bırakmaz bir kesinlikte... 

 

Zaten başka türlü de olamaz. Çünkü sorun, özü itibariyle bir itikadi sorundur. Bu itikadla harekete geçmenin sorunudur. 

Amaç, vela hakkının sadece Allah'a ait olmasıdır. Kayıtsız ve şartsız olarak O'na güvenilmesidir. İslâm'ın, izlenecek tek din olmasıdır. 

İslâm safıyla, din olarak İslâm'ı seçmeyen diğer tüm safların birbirinden ayrılmasıdır. Müslümanın, İslâm'ı hayat sistemi olarak seçmeyen saflardan uzaklaşmasıdır. İslâmî hareketin ciddiyet ve düzenini korumasıdır. 

 

Çünkü müslüman toplumda, Allah'ın önderlik ve bayrağından başkasına bağlılık yoktur. Mü'min gruptan başkasıyla yardımlaşma yoktur. 

Bu yardımlaşma ise, akideden kaynaklanan hayat sisteminde söz konusudur. 

 

İslâm'ın, soyut bir lakap, bir alamet veya bir yafta olmaması, sadece lafta kalan bir kelime olmaktan kurtulması, verasetle intikal eden anlamsız bir nesep veya yerinde çakılıp kalan kimselerin mücerred bir sıfatı olarak kalmaması için Yüce Allah bir takım özellikleri zikretmektedir. İnanmış kimselerde bulunması gereken vazgeçilmez bazı özellikleri: "Namazı ikâme edip zekat veren ve Allah'a boyun eğen kimseler..."

 

Bunlar, mü'mince hamiyeti olan herkesi ilgilendiren özelliklerdir. 

Dinin, inancının ve hayati bağlarının hafife alındığı bir ortamda, Rabbiyle arasındaki ilişkinin alay ve eğlence konusu yapıldığı bir yerde üstünlüğünü kaybettiğini bilen mü'minin özelliği... 

 

İnanmış kimselerle, bu iğrenç fiilleri işleyen kimselerin arasında hiç velayet olur mu? 

Akıl noksanlığından kaynaklanan bu fiilleri işleyenlerle mü'min arasında bir dostluk olur mu? 

Çünkü normal akıllı hiç bir kimsenin Allah'ın dinini ve mü'min kulları alaya alması mümkün değildir.

 

Müşrik ve ehl-i kitab kafirleri, Kur'an-ı Kerim'in Peygamber'e indiği dönemlerde de bu tür alaycı ve küçümseyici tavırlar takınıyorlardı. Ama Yüce Allah'ın, müslüman cemaat için koyduğu bazı esaslar vardı. Cemaatin sürekli yaşamı, düşüncesi ve hayat sistemi konusundaki esaslar... 

 

Yüce Allah bu esasları koyarken, hiç şüphesiz ilerde neler olacağını biliyordu, ileriki tarihlerde müslüman nesillerin nelerle karşılaşacağını biliyordu.

 

İşte biz de şu ânda bu gerçeği her yönüyle görüyoruz. Bu dinin ve İslâm cemaatinin düşmanları tarih boyunca hep aynı kalmıştır. Dün neyse bugün de aynı düşmandır... 

 

İslâm'a olan düşmanlıkları hep aynı şekilde devam ediyor. Kur'an'a karşı olan tavırları hiç değişmemiştir. Tarih boyunca hep aynı tavır ve aynı düşmanlık... 

 

Bu dine ve Kur'an'a karşı açtıkları soluk kesen savaşları tarih boyunca dinmiş değildir. Yüce Allah diyor ki: "Ey iman edenler! Sizden önce kendilerine kitap verilenlerden dininizi eğlence ve oyun (konusu) edinenleri ve inkârcıları ‘dost ve idareciler’ edinmeyin. Eğer gerçekten inanmışsanız Allah’ın emirlerine uygun yaşayın, karşı gelmekten sakının. Siz (ezanla) birbirinizi namaza çağırdığınız zaman, onu bir eğlence ve bir alay (konusu) edinirler. Bu, onların gerçekten düşünmez bir topluluk olmalarındandır." (Maide, 57-58)

 

Bu Kur'an, İslâm ümmetinin -Kıyamet'e dek- hayat kitabı olmak üzere indirilmiştir. Çünkü O, bu ümmetin hem itikadi düşüncesini, hem toplumsal düzenini ve hem de hareket planını inşa edip çizen bir kitaptır. Tüm bunlara aynı önemi vererek inşa eden... 

 

İşte bu Kur'an'dır şimdi de bu ümmeti uyaran. Allah Resulü ve mü'minlerden başkasının veli edinilmemesini bu ümmete öğreten. Ehl-i kitap ve diğer kafirlere velayet vermekten sakındıran. Hem de bu denli kesin bir ifadeyle... 

 

Çünkü İslâm'ın nazarında, insanları bir araya getiren yegane bağ, "akide" bağıdır. Soyu sopu, ırkı, toprağı ve kavmiyeti aynı olmayan insanları birleştiren bir bağ... 

 

Eğer iman ehlini bir araya getiren bu bağ meydana gelmişse, diğer bağların ayrı olmasının hiç bir önemi yoktur. Çünkü İslâm'ın nazarında insan, ruhi yapısıyla insandır. Çünkü o, Yüce Allah'ın üfürdüğü ruhla insan olmuştur. Bundan dolayı da o, -ruhî yapısının en belirgin bir gereği olarak- akidede bir araya gelebilir başka insanlarla... 

 

Hayvanları bir araya getiren bağlarla değil. Aynı mera, aynı yaylak ve ağılda bir araya gelen hayvanlar gibi değil...

 

Bireylerin, grupların ve insan nesillerinin arasındaki bağlılığın, akideden başka bir bağla sağlanması mümkün değildir. Çünkü bir mü'mini diğerine, bir İslâm cemaatini başka bir İslâm cemaatine ve bir müslüman nesli sonraki müslüman nesillere bağlayan bir bağdır, akide. 

 

Hem de zaman ve mekan hudutlarının ötesinde bir bağlayışla. Kan, soy, ırk ve kavim ayrılıklarının ötesinde bir bağlayışla...

Sadece akideye bağlılık üzere meydana gelen bir birliktir, bu. Allah da hiç kuşkusuz bu birliğin velisidir.

"Allah, mü'minlerin velisidir." 

Allah kimin velisi ise O, ona yeterdir...

Başka velilere ihtiyaç yoktur, gerek de...

 

Başa gelebilecek bir musibet ise, sadece bir deneyimdir. Ötesinde hayır bulunan bir deneyimdir. Yoksa bu tür musibetler, Allah'ın velayetini çekmesi değildir. Dostu olan kullarına sözünü verdiği yardımı esirgemesi demek değildir.

Allah'ı, veli tanımayan kimsenin, hiç bir mevlası yoktur. 

İnsan ve cinlerin tümünü veliler edinse bile acizlikten kurtulamayacaktır. İnsanlarca bilinen her tür himaye ve güç sebeblerine dayansa bile aciz kalacaktır.

 

"(Zafer mü'minlerindir;) Çünkü Allah, iman edenlerin velisidir. Kafirlerin ise hiç bir velisi yoktur." (Muhammed, 11)

SEYYİD KUTUB


YAZI KÖŞESİ

Hilafet-i İslamiyye

SAYAÇ

Bugün 303
Toplam 216000
En Çok 1094
Ortalama 288