MUSİKİ - ŞEYHU`L İSLAM MUSTAFA SABRİ EFENDİ

O HALDE SEN VE BERABERİNDE TEVBE EDENLER, EMROLUNDUĞUNUZ ŞEKİLDE, DOĞRU YOLU TUTUN. SİZDEN HİÇBİRİNİZ BÜYÜKLENİP, ALLAH TARAFINDAN KONULMUŞ SINIRLARI AŞMASIN; ÇÜNKÜ UNUTMAYIN YAPTIĞINIZ HERŞEYİ O GÖRÜYOR. (KURAN-İ KERİM 11:112)

04-10-2019

MUSİKİ - ŞEYHU'L İSLAM MUSTAFA SABRİ EFENDİ

"Evin büyüğü def çalmaya heves ederse, Ev halkının huyu da raksetmek olur."

 

Gerek doğrudan doğruya mahâric-i mahsusa-ı fitriye ve gerek âlet ve edevât-ı sinâiyye vâsıtasıyla icrâ edilen mûsiki nağmelerinin nev'ileri ve muhtelif şekillerine göre haramlığına, kerâhetine ve hatta cevâzına dâir şer'î hüküm ve sözlerin mevcut olduğu malûmdur. Bununla beraber, herhalde İslâm Dini'nin, mûsikiyi mutlak sûrette kabul etmekten, buna karşı tamamen kayıtsız bir nazarla bakmaktan içtinab etmiş görünmekte olduğu da malûmdur. işte biz de asıl bu ikinci nokta hakkında, yani islâm Dini'nin, mûsikiyi kayıtsız şartsız tecviz veya tahsin etmeyerek buna karşı velev kısmen bir ihtiraz vaziyeti ileri sürmekte olmasının sır ve hikmetine dair mutâlea beyan edeceğiz. Zevke düşkün ehl-i mârifet nezdinde rûhî büyük bir kıymet taşıyan bu güzel san' at hakkında yüce Şeriatin şu kayıtlayıcı muâmelesi musiki nağmelerinin meydana geliş tesirini takdir edemeyen bazı kısır görüşlü kimselerin haline kıyas olunması asla câiz değildir. Belki islâm Dini mûsikînin rûha ne kadar hoş geldiğini, âsâbımızı ne derecelerde ziyâde takdir ettiği icin buna karşı lâkayt kalmağı muvaffık görmüyor. Zaten en tatlı, ve çok zevk veren şeylerde cud olan en gizli mahzurları keşfetmek hususundan dinimiz, gâyet müstesna dikkatli bir görüşe maliktir. Bu da onun dinler arasındaki yüksek mevkiine şehâdet etmektedir. Öyle ya bir semavi din insanları kendi akıllarıyla anlayamayacakları hakikatlara ulaştırmalıdır ki, şânı, hidayete erdiriciğiyle mütenasib olsun!..

İşte mûsiki evvelâ mâlâyâni ile iştigal kabilinden bir meşgüliyet şeklinde tezâhür eden bir atâlet olduğu için kumar bahsinde de beyan edileceği veçhile, atâletin insanlar için bie iş sırasına geçmiş bulunanlarında mevcut olan için bir iş sırasına geçmiş bulunanlarında mevcut olan  mahzurlar dinimizin dikkat nazarından gizlenememiştir.

İkinci olarak mûsikiden alınan lezzet, edilen istifade ekseriya bir havailik mâhiyetindedir. islâm Dini ise gerek atâlet ve gerekse havâiliğin hasmı olduğundan bunları saklandıkları umulmaz yerlerden arayıp çıkarmayı mühim bir vazife telâkki eder.

Musikînin atâleti ihtiva eylediği her halde güçlükle kabul olunur ise de dikkat sahipleri bu hususta hiç tereddüt etmezler. Çünkü bir kere mûsiki için hiçbir zaman uhrevi bir menfaat tasavvur olunamaz ve Dünya'da ise, karın doyurmaz tâbirine tam uyacak sûrette fâidesizdir. «Fakat mûsiki sayesinde meselâ Avrupa'da  geçim temin eden ve belki büyük servete nâil olan oyuncular ve çalgıcılar mevcut olduğu halde bunun maddî menfaatini inkâra nasıl cesâret olunur?" demek için acele edilmesin. Çünkü mâişet temini haysiyyeti ihlâl etmeyecek bir şekilde olmadıkça vicdan huzurunu temin edemiyeceği için muteber değildir.

Fakat bizim de serdeylediğimiz nazariyelerde garâbeten garabete intikal ettiğimize hükmolunarak «bunun haysiyyet kırıcılığı neresinde?" denilmesin. Yine acele buyurulmasın!... Nihai gâyesi insanları eğlendirmek olan bütün san'atlar, selim fitrat muvâcehesinde hasis (adi) san'atlardan sayılmıştır. Bu gibi san'at erbabının şöhret bulmasına medar olan alkış ve hürmetlere bakmayınız. Bu ihtiramlar, karşı taraftan bir parça haysiyyet koparmak ve bu zararları belli etmemek üzere iftihar hissini okşayarak meydana getirilmek mânâsına olduğu icin eksilmez. İsmetlerinden uzaklaştırılmak istenilen kadınlara karşı da pek çok ihtiram gösterirler. Şarkıcılık ve çalgıcılıkta mevcut olan şu eğlendirmek noktai nazarından kızlarına çalgı öğretmiş olmakla öğünür görünen ana - babanın aklına ve kadınlara hürmet mes'elesini en aziz kaidelerinden sayan Avrupa Medeniyetini taklit lüzumundan olmak üzere izdivacina talib olduğu kızın çalgı bilmesini arzu eden beylerin hâline hayret etmelidir. Bir kadının, kocasını eğlendirebilmek iktidarına sahip olmasını ayıp değil iftihar edilecek bir şey olması iktiza edeceği, çünkü kadının, kocasını sadece refakatiyle memnun ve mes'ud etmesinin kendisi için tabi bir vazife olduğu, itiraz olarak ileri sürülemez. Çünkü refakatiyle mes'ud olmak, eğlenebilmek, karşılıklı bir menfaattir. Şu halde çalgı bilmek şartının kadın tarafından erkeğe karşı ileri sürülmesi ve erkeklik meziyetlerine güvenen bir kocanın çalgı çalmasını bilmediğinden dolayı bir adının kıymetinden eksiklik görmesinin ne kadar garip ve ne kadar gülünç geleceği tasavvur buyurulsun. Şarkıcılara ve çalgıcılara nisbeten bestekârlar, bir dereceye kadar yukarıda izah edilen gizli zilletten âzâde gibi görünürlerse de birbirleri sayesinde revâc bulabilen bu san'atlar biribirinin iyilik ve kötülüklerinde azçok müşterek olmaları lazım geleceği gibi şurasıda âşikârdir ki, ilim üstadlarının derslerinden yükselen vakar ve iftihara karşı beste üstadlarının derslerinde hafifmeşrepliği gösteren bir hava eser. "Kırktan sonra saz çalmak" ne demek  olduğunu elbette takdir ederiz. Onun icindir ki, mesela  vekillerden bir zat hakkında velev en nefis, en san'atkârane bir şarkıyı öğrenmek, haysiyyeti ihlâl edici olduğu gibi  kendisinden öyle bir şeyi istirham büyük bir cür'et addolunur.  Halbuki ilim ve fenlerin tedrisi büyük küçük herkes hakkında, şân ve şerefe medâr olmaz mı?

Musiki için yukarıdan beri şerhine calıştığımız mahzurlar, bununla mâişetini temin eden kimselere âiddir. Kendilerini veyahut dostlarını eğlendirenlerle dinleyenlerin tamamı hakkında ise atâlet mahzuru şerh edilmek ihtiyacından beri olarak ortadadır.

Mûsiki dinleyenler bu esnada cemiyet için bir sey yapmış olmayıp yalnız bir hayli paranın birçok ceplerden çıkararak bir başka cebe girmesine yardım etmiş oluyorlar. Sonra bu paraların mukabilinde bu adamlar ne almış oluyorlar? Hiç!. Bakınız: Bir kunduracı size paranız mukabilinde bir ayakkabı verir. Fakat siz de o ayakkabıyı giyer, meselâ dükkânıniza gidersiniz!... Faraza kitap satarsınız, hem kendiniz kazanırsınız, hem de bir taraftan o kitapların münderecatından memlekete ilim ve fenler öğretirsiniz. Kitabın basıcısına, mürettibine, müellifine, kâğıdını imal eden fabrikaya, kazandırmış olarak bircok müteselsil içtimaî menfaateları temin etmiş olursunuz. Lâkin musikiye gelince onun da âlet ve teferruatını hazırlayanlarla bu âletleri dinleyenlere karşı kullananlar istifade etmiş oldukları halde, bu istifade silsilesi artık sizde kesilmiş olur.

Sizin para sarfederek mûsiki dinlemeniz bir araba tutarak gezmenize de benzetilemez. Çünkü bu sûretle arabacıyı kazandırdığınız gibi kendinizin de sıhhat bakımından sağlayacağınız istifade ile beşeri ihtiyaçlar silsilesinin bir parçası olan işinize daha güzel calışırsınız!.. Ayrıca iş sahipleri için hazır bulunan arabalar sâir vâkitlerde doğrudan doğruya işlerine gidenler hakkında da kolaylık sağlamaya yardımcı olurlar. Velhasıl gezip hava almak baska, musiki dinlemek başkadır. Bugün havanın yemek ve derecesinde bir mühim gıda olduğu ve hava değiştirmenin de sıhhi esaslardan bulunduğu derecede bir hastanın musiki dinlemesine de tıbben lüzum gösterilirse bu tabiatıyla bir şey denmez. Fakat müsiki ile tedâvi tabiri yakın zamanlarda iyice me'nus bir terkip haline gelmekle beraber henüz reçete ile musiki tavsiye edildiği işitilmemiştir.

Gelelim musikinin tazammun ettiği havâîliğe:

Mûsikî ile meşgul olan ve buna bağlı olarak havailik sarhoşluğuna mâruz bulunanlar acaba hangi nevi hislerin tesiri altındadırlar. Bununla hasıl olan tesirler hayli çeşitli olup bir garibe, gariplik elemlerini, bir yetime kimsesizlik acısını, bir hastaya rahatsızlık hüzünlerini, bir ihtiyara ihtiyarlık acısını, bazan da bir ikbal sarhoşluğunu ihsas ederek; hülâsa mahzun bir kimsenin ümitsizliğini ve memnun bir kimsenin de neşesini arttırarak bütün alemin vak'alarının asıl renklerini biraz daha koyulaştırması ve insanların zikredilen vak'aları itidal hududu hâricinde telâkki etmelerine sebebiyeti cihetiyle bilhassa uyuşturucu bir tesiri andırır. Hele şu sayılan şekillerin büsbütün fevkinde olarak aşıkane hisleri tahrik etmesi vardır ki, bu cihet, musikinin sihirli ifâdesi için tam bir zemin mesâbesindedir.

 Bundan dolayıdır ki, içki kadehleri ve dilberler, mükellef bir mûsiki âleminin ayrılmaz bir parçasıdır. Nitekim en mühim, en açık aşk sırları ve sevda evvela şiir, ikinci olarak da musikî kisveleri altında -bazı kadınların kapanırken kendilerini daha cazibeli bir sûrette gösterdikleri gibi- bir kat daha açılarak itiraf ve ilân mevkiine konulur!.. Yahut iştiyak heyecanı ile âşıkların lisanında yer alamayan aşk ve muhabbet kelimeleri bu iki vasıtanın teşkil ettiği ahenk sâyesinde ortaya çıkar. Bu incelikler yüzündendir ki, meselâ ben, bir güzelin aşkından sabahlara kadar uyamıyorum, çıldırıyorum, demeye sıkılan bir adam bu mânâyı ihtiva eden bir şiir ve musikiyi bütün kuvvetiyle insanların önünde bağıra bağıra tebliğ ve ifâde ederse küstahlık etmiş sayılmaz. Hele ağzından meşrû izdivac kelimesinin işitilmesi bile ayıp sayılan genç kızların, zamanımızda olduğu gibi gelin olmak için gerekli sebeplerden sayılması kanaatinin bahşettiği cesâret ve selâhiyetle en derin, en vâzıh âşıkane cümleleri meşk etmelerine, kızlarını akıl ve hikmet, ciddiyet ve basiret dâiresinde büyütmek isteyen ebeveynin muhâkemesi nasıl müsâit olur bilmem!. Son asır filozoflarından bazıların “Genç kadınlar işsiz bırakılırsa kendilerine başka işler bulmak için düşünürler." dediğine göre çalgı ile meşgul olan kadınlar o gibi düşüncelere doğru fikirlerini çekip götürecek mukavemetsiz bir rehber bile bulmuş olurlar.

Lâkin aşk hayalleri ve sevdâ fena birşey midir?. Aşk kadar hislere rikkat ve yükseklik, insana meleklik bahşeden hangi şey vardır?... O derecede ki; bu hal erbabının yanık kalblerinden kopan inlemelere kulak vermemek, göz yaşları akıtmak sûretiyle ortaya çıkan müdafaa sellerinin önüne durmak mümkün olmaz. Pek doğrudur. Ama yine bu nâzik ve aziz mes'ele kadar suistimale müsâid olan bir şey de yoktur. O halde ki Hoca Nasreddin Efendi merhumun: "Başınızdan aşk ve muhabbet geçti mi?" sualine cevap olarak "Bir defa geçiyordu. Üzerimize adam geldi" dediği variddir. Husûsiyle aşk ve sevda karşılıksız olamadığı halde kadınlar hakkında hayli ayıp sayılır. Hattâ bir erkek yalnız kendisini seven bir kadını ta'ziz edebilir!.. Bundan başka hiçbir kadının hiçbir erkek hakkında aşk ve sevdasını mâzur görmediği gibi o kadına da o erkekden başka insanlar tarafından bir kıymet ve haysiyyet izâfe edilmez.

Musiki hakkında serdedilen şu mütalâalardan şiirin en lâtif kısmını teşkil eden "Gazeller" hakkında da bir fikir elde edilmesi pek kolaylaşmıştır. "Methiye" ve "Hicviye" kısımları ise birincisi ekseriyetle dalkavukluk ve ikincisi umûmiyetle kusur isnad etmek olduğundan pek iyi birşey değillerdir. Hikmet öğüt nev'inden olan şiirlere gelince, onlara biz de birşey demeyiz!. Nitekim şiir hakkında islâmi fikir iyisine iyi, kötüsüne kötü diye hülâsa edilmiştir. Esâsında bu hüküm musiki hakkında da aynen vâriddir.

İşte güzel san'atların belki en nefisi olan şiire karşı da mütereddit bir nazarla bakılmasının sebebi fenalığının iyiliğine gâlip olmasındandır. Hattâ ilim ve fen tahsili ânında bir talebenin şiire dalması haylazlık telâkki olunarak bugün de pek hoşnutlukla karşılanmaz. Şiirin baş sermâyesi neden ibâret olunduğu şâirlerin kendileri tarafından itiraf olunarak:

“Sermaye-i şâirân tükenmez

Dünya tükenir, yalan tükenmez."

denilmiş.

Ve onların henüz bu gibi itiraflara yaklaşmadıkları bir devrede: Kur'an-ı Kerim'in “Onların her vadide hakikaten ifrata (mübalağaya) düşegeldiklerini ve hakikaten yapmıyacakları şeyleri söyler (insanlar) olduklarını görmedin mi?" (Şuara, 225-226) tarzındaki beyânı  ile de meslekleri tanıttırılmıştır. Maamafih şiir, zekânın parlaması ve malûmatın ziyâdeleşmesine yardımcı olması cihetiyle mûsikiye kıyas kabul etmeyecek sûrette ehemmiyeti hâizdir.

Mûsiki bahsine nihayet vermeden şurasını da söyleyelim ki, eğer bunun hisler üzerinde icra edeceği tesirler bir nevi rûhi gıda halinde mutlaka insanlar için lâzımsa, İslâm Dini'nde Kur'an-ı Kerim tilâveti ile bu ihtiyacı daha yüksek bir sûrette karşılamak mümkündür. Nitekim Kur’an-ı Kerim'in tilâveti esnasında teganni müstehap olduğu da bunu teyid etmektedir. Ancak burada dikkate şâyân bir nokta vardır ki, o da Kur'an okunurken teganni etmenin bir taraftan da çirkin olmasıdır. Yani tilâvet esnasında teganni bazı Hadis-i Şeriflerle tavsiye edilmiştir. Fakat din alimleri tegannî ile tilâvetin aleyhinde bulunurlar. Mesele her iki teganni'nin arasını bulmak ile hallolunur.

Tegannî Kur'an-ı Kerim'in tecvid kâidelerini ihlâl eder veya musikiye tatbiken yapılırsa zemmedilmiştir. Okuyucuların güzel tabiatı nisbetinde icra edeceği, lâtif ilham ise methedilmiştir. Esas maksad ve gaye mûsiki nâğmeleri olmak üzere Kur'an-ı Kerim'i ona icra âleti edinmekten korumak için bu tarz son derecede makûldür. Bundan dolayıdır ki, mûsiki dâiresinde bestelenen eser ve şiirlerin güfteleri hakkiyle anlaşılmayıp mücerret san'at kıymetlerini takdiren dinlenir. Taksim nâmı verilen musiki seslerinde bir dereceye kadar mânâ anlaşılırsa da bunun icab ettirdiği sanat noksanlığının aradaki "hey" "hey"lerle tamamlanmasına mecburiyet hâsıl olur ki, tabiatıyla bu gibi bir durumun Kur'an-ı Kerim'de vukûu hoş görülür şeylerden değildir.

Bir de hüsn-ü tabiat ve san'at kabiliyetinden mahrum bir adamın musikisi de dinlenmez... Bu meziyeti hâiz olanlara gelince dikkat edilirse elhân-i tabiaları yani seslerinin tabi güzelliği elhan-i müktesebe-i mûsikiyelerinden daha lâtif ve müessirdir!.. İddiamız garip sayılmasın!.. Nice meşhur hâfızlar biliriz ki; mûsiki mâlûmatını öğrendikten sonra tilâvetlerinde evvelki kadar hâlâvet ve bekâret kalmamıştır. Hasılı tabii musiki sonradan iktisap edilen mûsikiden daha kıymettar olması lâzım gelir. Çünkü bunlardan birincisi sadece icad olduğu halde, diğeri istimal edilen elhanı taklitten ibâret kalır. Bu noktada bir delilimiz daha var: Bir milletin mûsikisinden diğer bir millet lezzet alamayıp onun da kendi mûsikisine meclûb olduğu görülüyor. Demek ki; mûsikînin tesiri, husûsiyeti nisbetinde oluyor. Şu halde bir adamın tabii sesi, milli mûsikisinin de fevkinde olarak şahsî mûsikisi demek olur.

 

 

ŞEYHU'L İSLAM MUSTAFA SABRİ EFENDİ

DARU'L HİLAFETİ'L ALİYYE MEDRESESİ


YAZI KÖŞESİ

SAYAÇ

Bugün 217
Toplam 92333
En Çok 670
Ortalama 229