PEYGAMBERLERİN GÖREVİ

O HALDE SEN VE BERABERİNDE TEVBE EDENLER, EMROLUNDUĞUNUZ ŞEKİLDE, DOĞRU YOLU TUTUN. SİZDEN HİÇBİRİNİZ BÜYÜKLENİP, ALLAH TARAFINDAN KONULMUŞ SINIRLARI AŞMASIN; ÇÜNKÜ UNUTMAYIN YAPTIĞINIZ HERŞEYİ O GÖRÜYOR. (KURAN-İ KERİM 11:112)

20-06-2020

PEYGAMBERLERİN GÖREVİ
 

Onlar, birer tebliğci, müjdeleyici ve uyarıcıdan başka bir şey değildir. Bundan sonrası insanlara kalmıştır. Resullere karşı olumlu ya da olumsuz tutumlardan dolayı sonuçta karşılaşacakları durum, onların bu davranışlarının karşılığı olacaktır.

 

"Biz Resulleri, müjdeci ve uyarıcı olmaları dışında başka bir şey için göndermeyiz. Bundan sonra kim iman eder ve imanının gereği durumunu düzeltirse onlara bir korku ve üzüntü yoktur. Ayetlerimizi inkâr edenlere gelince, fasık (yoldan çıkmış) olmalarından dolayı azap onlara dokunacaktır." (En'am, 49)

 

Bu din, insanı olgun akla hazırlamakta ve Allah Teâlâ'nın insana bahşettiği bu muazzam aracı, yani aklı, Kur'an'ın keşfedip insan idrakine sunmaya geldiği hakikatleri varlığın ve hayatın aşamalarında araştırması için gereği gibi kullanmasına alıştırmaktadır. Bütün bunlar, insanı zorlayan maddi harikaların ağır baskısından kurtarıp ilahi sanatın güzelliklerini varlığın tümünde seyretme ve idrak etme aşamasına getirir. Çünkü varlığın kendisi bir mucizedir hem de sürekli bir mucize...

 

Ayrıca bu durum insanı ifade gücü bakımından olsun, metodu bakımından olsun veya benzersiz bir şekilde toplumsal imara girişen, organik-pratik ve toplumsal oluşu bakımından olsun apaçık bir mucize olan Allah Teâlâ'nın kitabıyla olayları kavrama aşamasına getirir. Bu öyle bir kitap ki herhangi bir eksiği olmadığı gibi benzeri de yoktur. Beşer idrakinin bu tür bir değişimi benimsemesi ve Rabbani yönelişin, Kur'anî kontrolün ve nebevi terbiyenin gölgesinde varlık kitabını okuma aşamasına gelmesi, uzun bir eğitim, yönelme ve intikal devresini gerektirir. Bu varlık kitabını okuma, gaybi, pratik ve sorumluluk gerektiren bir okuma tarzıdır. Hiçbir surette, Hristiyanlıkta ve Yunan felsefesinin bir kısmında görüldüğü gibi pratik hayattan uzak zihinsel bir düşünceye ya da bazı Hind ve Mısır felsefelerinde, Budizm ve Mecusilikte olduğu gibi maddi hislerden doğan bir düşünceye, ayrıca Cahiliye Araplar'ında olduğu gibi basit hislerden doğan bir düşünce metoduna benzemez.

 

Aşağıda da değinileceği gibi, bu terbiye metodunun ve yönelme tarzının bir başka yönü, Rasulullah (sallallâhu aleyhi ve sellem)'in vazifesini anlatan bu ayetlerde açığa çıkmaktadır. Rasuller, müjdeci ve uyarıcı olmaları için Allah Teâlâ tarafından gönderilmiş birer insandırlar. Bu noktada görev biter, insanların tavrı ve bu tavrın olumlu ya da olumsuz oluşunda Allah Teâlâ'nın kaderi devreye girer ve insanların tutumuna uygun ilahi ceza, sonucu tayin edici olur. Kim iman eder ve imanın gereği salih amel işlerse gelecek adına bir korku ve geçmişi için de bir üzüntüsü olmaz. Burada geçmiş için mağfiret, salih amel için de sevap vardır. Kim de Rasullerin getirdiği ve varlığın sayfalarını önüne açtığı Allah Teâlâ'nın ayetlerini inkar ederse, "fasık (yoldan çıkmış) olmalarından dolayı" diye tabir olunan küfürleri nedeniyle kendilerine acıklı bir azap dokunacaktır. Dikkat edilmesi gereken bir husus da -burada olduğu gibi- Kur'an'ın birçok yerinde şirk ve küfrün, fısk ve zulüm olarak tabir olunmasıdır.

 

İçinde kapalılık ve giriftlik bulunmayan, açık ve basit bir düşünce...

 

Rasûlün görevleri ve bu dindeki tasarruf sınırlarını belirleyen tatmin edici bir açıklama... Mahiyeti ve özelliklerini Allah Teâlâ'ya has kılan ve bütün işleri Allah Teâlâ'nın kaderine ve dilemesine havale eden, kapsamlı bir düşünce… Bununla beraber insana yeterli bir hareket ve araştırma özgürlüğü tanıyan bir düşünce...

 

Allah Teâlâ, zaafa düşülen bu noktaları, açıklıkla belirterek cahiliyyede yaygın şekliyle Rasûlün tabiatı ve hareketlerinin mahiyeti üzerine çöreklenmiş efsaneleri ve kapalılığı bertaraf ediyor. Böylelikle insanlığı, nesiller boyu enerjilerini boşuna harcayan felsefe ve zihinsel cedelin pençesinden kurtarıp aklî olgunluk seviyesine yükseltiyor. İnsan nefsi -peygamber de olsa- şiddetli bir arzuyla davasının muzaffer olmasını ve karşı çıkanların boyun eğmesini ister. Rasullerin kendi vazifelerini unutturacak böyle bir istek içinde bulunmasını, ayet-i celile reddediyor: "Allah'ın izni olmadan resulün bir mucize göstermesi mümkün değildir." (Ra'd, 38)

 

Allah Teâlâ, seçtiği kullarının mutlak bir mabud'a boyun eğmelerini ve nefislerinin ilahi emirlere muti olmalarını ister. Bu yüzden sonuçta kendileri için sorumluluk olmadığını beyan ederek, vazifelerinin tebliğ ile sınırlı olduğunu belirtiyor. Kalplerinin huzur bulması, tatmin olması ve istikrara kavuşması, kendi elleriyle tamamlananla yetinmeleri ve işlerin neticesini Allah Teâlâ'ya bırakmaları için kendilerini gönderen zat, dilemedikçe bir mucize göstermelerinin mümkün olmayacağını bildiriyor. Allah Teâlâ, ayrıca insanların uluhiyet ve peygamberliğin tabiatlarını idrak etmelerini Rasullerin birer beşer olduğunu Allah Teâlâ'nın onları gönderdiğini ve görevinin sınırlı olduğunu bilmelerini istemektedir. Rasullerin bu belirlenen sınırı aşmaları veya değiştirmeleri güçleri dahilinde değildir.


YAZI KÖŞESİ

Hilafet-i İslamiyye

SAYAÇ

Bugün 43
Toplam 167463
En Çok 876
Ortalama 262