SAKALLARI BIRAKMAK VE BIYIKLARI KISALTMAK

O HALDE SEN VE BERABERİNDE TEVBE EDENLER, EMROLUNDUĞUNUZ ŞEKİLDE, DOĞRU YOLU TUTUN. SİZDEN HİÇBİRİNİZ BÜYÜKLENİP, ALLAH TARAFINDAN KONULMUŞ SINIRLARI AŞMASIN; ÇÜNKÜ UNUTMAYIN YAPTIĞINIZ HERŞEYİ O GÖRÜYOR. (KURAN-İ KERİM 11:112)

ABDURRAHMAN İBN MUHAMMED İBN KASIM EL-ASİMİ EL-HANBELİ

02-09-2019

SAKALLARI BIRAKMAK VE BIYIKLARI KISALTMAK - ABDURRAHMAN İBN MUHAMMED İBN KASIM EL-ASİMİ EL-HANBELİ

 

Müşriklere Muhâlefet Edilmesi Emredilmektedir

Bir: Buhârî ve Müslim, Sahîh’lerinde ve onlardan başkaları (eserlerinde) Abdullah İbnu Ömer radıyellâhu anhumâ’dan Nebî sallellâhu aleyhi ve sellem efendimizin şöyle buyurduğunu rivâyet ettiler:

عن ابن عمر عن النبي صلى الله عليه و سلم قال " خَالِفُوا الْمُشْرِكِينَ وَفِّرُوا الِّلحَى وَأَحْفُوا الشَّوَارِبَ

“Müşriklere muhâlefet ediniz; sakalları bırakıp, bıyıkları dibine kadar kırkınız.”[1]

İki: Buhârî ve Müslim, Sahîh’lerinde yine Abdullah İbnu Ömer radıyellâhu anhumâ’dan rivâyet ettiler:

عَنِ ابْنِ عُمَرَ عَنِ النَّبِىِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ أَحْفُوا الشَّوَارِبَ وَأَعْفُوا اللِّحَى

“Bıyıkları ihfâ[2] ediniz/dibine kadar kırkınız, sakalları da bırakınız, kesmeyiniz.”[3]

Üç: (Buhârî) başka bir yolla da şöyle rivâyet etti:

عن ابن عمر  عن النبي صلى الله عليه و سلم قال أَنَهِكُوا الشَّوَارِبَ وَأَعْفُوا الِّلحَى

“Bıyıkları tamamıyle alınız[4] ve sakalları salınız.”[5]

Sakal’, yanaklarda ve çenede biten kılın ismidir.

İbnu Hacer şöyle demiştir:

[وَفِّرُوا]/“Veffirû” [فَاء]“fâ”nın şedde-lenmesiyle, [تَوْفِيرْ]/“tevfîr”den gelmiştir ki, bu bırakmak demektir. Yani sakalları vâfir olarak bırakınız; sakalın [اِعْفَاء]“i’fâ”sı olduğu gibi bırakılması demektir.

 

 

Müşriklere Muhâlefet Nasıl Olur?

Müşriklere muhâlefet’i Ebû Hureyre radıyellâhu anhu’nun aşağıda gelecek olan şu hadîsi tefsîr etmektedir:

Dört: Bezzâr, hasen bir senedle (Resûlüllâh sallellâhu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu) rivâyet etmiştir:

عَن أبي هُرَيرة قال قال رَسُول اللهِ صلى الله عليه وسلم إِنَّ أَهْلَ الشِّرْكِ يُعْفُونَ شَوَارِبَهُمْ وَيُحْفُونَ لِحَاهُمْ َفخَالِفُوهُمْ فَاَعْفُوا الِّلحَى وَأَحْفُواالشَّوَارِبَ

“Şübhe yoktur ki, müşrikler, bıyıklarını bırakmakta, sakallarını dibine kadar kesmektedirler; o halde siz onlara muhâlefet ediniz, sakalları bırakınız, bıyıkları da dibine kadar kesiniz.”[6]

Beş: Müslim’in de Ebû Hureyre radıyellâhu anhu’dan, O’nun şöyle dediğine dâir bir rivâyeti vardır:

 … عَنْ أَبِى هُرَيْرَةَ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم خَالِفُوا الْمَجُوسَ

“Resûlüllah sallellâhu aleyhi ve sellem, "mecûsîlere muhâlefet ediniz” buyurdu.[7]

Çünki onlar, sakallarını kısaltıyor, bıyıkları uzatıyorlardı.

Altı: İbnu Hibbân, İbnu Ömer radıyellâhu anhumâ’dan, şöyle dediğini rivâyet etmiştir:

عن بن عمر قَالَ ذَكَرَ رَسُولَ اللهِ الْمَجُوسَ فَقَالَ إِنَّهُمْ يُوفُونُ سِبَالَهُمْ وَيَحْلِقُونَ لِحَاهُمْ فَخَالِفُوهُمْ

Resûlüllah sallellâhu aleyhi ve sellem’e Mecûsîlerden söz edildiğinde, O, şöyle buyurdu:

“Şübhe yoktur ki, onlar bıyıklarını uzatır, sakallarını tıraş ederler; o halde, onlara muhâlefet ediniz.”[8]

Yedi: Yine İbnu Hibbân, Ebû Hureyre radıyellâhu anhu’dan, Resûlüllah sallellâhu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu rivâyet etti:

اِنَّ فِطْرَةَ الْإِسْلَامِ اَلْغُسْلُ يَوْمَ الْجُمُعَةِ وَالْاِسَتِنَانُ وَأَخْذُ الشِّارِبِ وَإِعْفَاءُ الَّلحَى فَإِنَّ المََََْجُوسَ تُعْفِى شَوَارِبَهَا وَتُحْفِى لِحَاهَا فَخَالِفُوهُمْ حِدُّوا شَوَارِبَكُمْ وَأَعْفُوا لِحَاكُمْ

“Şübhe yok ki, İslâm fıtratı…. bıyıkları almak ve sakalları bırakmaktır; çünki, şübhesiz ki, Mecûsîler bıyıklarını bırakır, sakallarını dibine kadar keserler o halde, onlara muhâlefet ediniz; bıyıklarınızı kesiniz, sakallarınızı bırakınız.”[9]

Sekiz: Sahîh-i Müslim’de İbnu Ömer radıyellâhu anhumâ’dan, Nebî sallellâhu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğu rivâyet edilmiştir:

عَنِ ابْنِ عُمَرَ أَنَّ رَسُولَ اللهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ انه أَمَرَ بِإِحْفاءِ الشَّوَارِبِ، وَإِعْفَاءِ اللِّحَى

“Resûlüllah sallellâhu teâlâ aleyhi ve sellem, bıyıkları dibine kadar kesmeyi ve sakalları bırakmayı emretti.”[10]

Dokuz: Yine Müslim, Ebû Hureyre radıyellâhu anhu’dan şöyle dediğini rivâyet etmiştir:

Resûlüllah sallellâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

عَنْ أَبِى هُرَيْرَةَ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم جُزُّوا الشَّوَارِبَ وَأَرْخُوا اللِّحَى

“Bıyıkları kesiniz, sakalları da salınız.”[11]

[جُزُّوا]/‘Cezz ediniz’, ‘kısaltınız,’ [اَرْخُوا]/‘irhâ ediniz’ de, ‘uzatınız’ demektir. Bazıları bunu [ارجوا]/‘ercû’, yani bırakınız lafzıyla rivâyet etmiştir. “Kısaltınız” lafzı ile yapılan rivâyet, ‘ihfâ’ya zıt değildir. Çünki ihfâ rivâyeti, Buhârî ve Müslim’dedir ve murâd edileni belirlemektedir.

Başka bir rivâyette, [اَوْفُوا الِّلحَى]/‘evfû’l-lihâ’ yani ‘sakalları tam olarak bırakınız’ demektir.

 

Sakal Tıraş Etmenin Hükmü Nedir?

İbnu Teymiyye, şöyle demiştir:

“Sakalı tıraş etmek haramdır.”

Kurtubî rahimehullah şöyle söylemiştir:

“Onun ne tıraş edilmesi, ne yolunması, ne de kısaltılması câiz olmaz.”

Ebû Muhammed İbnu Hazm, ‘bıyığın kısaltılmasının, sakalın da bırakılmasının farz olduğu’na dâir icmâ' bulunduğunu anlatmıştır ve İbnu Ömer radıyellâhu anhumâ’nın ‘Müşriklere muhâlefet ediniz; bıyıkları dibine kadar kırkınız, sakalları da bırakınız’ ve Zeyd İbnu Erkam’dan merfû' olarak yapılan ‘kim bıyığından almazsa bizden değildir’[12] hadîsleri ve başka hadîslerle delîl getirmiştir.

İmâm Tirmizî, bu son hadîsi, sahîh bulmuştur.[13]

El-Fürû’(isimli fıkıh kitâbın)’da şöyle demiştir:

“Bu (Müşriklere muhâlefet ve sakalı bırakınız bıyığı kesiniz) sîğe(si)[14] bizim arkadaşlarımız (Hanbelîler) yanında harâm kılmayı gerektirir.”

El-İknâ’da şöyle demiştir:

“Sakalın tıraş edilmesi harâmdır.”

On: Taberânî, İbnu Abbâs radıyellâhu anhumâ’dan, O da Nebî sallellâhu aleyhi ve sellem’den, şöyle buyurduğunu rivâyet etmiştir:

مَنْ مَثَّلَ بِالشَّعَرِ فَلَيْسَ لَهُ عِنْدَ اللهِ خَلَاقٌ

‘Kim, kıla müsle yaparsa (onu organ keser gibi kesmekle ona şiddetli azâb ederse), onun içün Allah katında hayırdan yana hiçbir nasîb yoktur.’[15]

Zemahşerî, şöyle demiştir:

‘Bunun ma'nâsı, kim kılı, yanaktan yolmak, yâhud tıraş etmek veyâhud da onu karaya boyamak sûretiyle ona müsle yaparsa… demektir,’

İbnu’l-Esîr, en-Nihâye’de şöyle demiştir:

[مَثَّلَ بِالشَّعَرِ]/“Messele bi’ş-şaari” demek, “onu, (kılı) yanaktan tıraş etmek” demektir. Onu, ‘yolmak’, yâhud ‘karayla değiştirmek’ demektir de denilmiştir.

On bir: İmâm Ahmed İbnu Hanbel, Ebû Hureyre radıyellâhu anhu’dan Resûlüllah sallellâhu aleyhi ve sellem efendimizin şöyle buyurduğunu söylediğini rivâyet etmiştir:

عن أبي هريرة أن رسول الله صلى الله عليه و سلم قال : اَعْفُوا الِّلحَى وَخُذُوا الشَّوَارِبَ  … وَلَا تَشَبَّهُوا بِالْيَهُودِ وَالنَّصَارَى

“Sakalları bırakınız ve bıyıkları kesiniz;… ve kendinizi Yehûdî ve Hristiyanlara benzetmeyiniz.”[16]

On iki: Bezzâr, Enes radıyellâhu anhumâ’dan merfû' olarak şöyle rivâyet etmiştir:

عَن أَنَس ؛ أَنَّ النبي صلي الله عليه وسلم قال : خَالِفُوا عَلَي المْجُوسِ جُزُّوا الشَّوارِبَ وَأَوْفُوا الِّلحَي

“Kendinizi acemlere benzetmeyiniz; bıyıkları dibinden kesiniz ve sakalları bırakınız.”[17]

On üç: Ebû Dâvûd, İbnu Ömer radıyellâhu anhumâ’dan, Resûlüllah sallellâhu aleyhi ve sellem efendimizin şöyle buyurduğunu söylediğini rivâyet etmiştir:

وَمَنْ تشبَّهَ بِقَوْمٍ فَهُوَ مِنْهُمْ  عبد الله بن عمر  رضي الله عنهما يرفعه قال

“…Kim de kendisini bir topluluğa benzetirse, o onlardandır.” [18]

On dört: Tirmizî, Amr İbnu Şuayb’dan, o babasından, babası Amr’ın dedesinden, o da Resûlüllah sallellâhu aleyhi ve sellem efendimiz’den şöyle buyurduğunu rivâyet etmiştir:

عن عمرو بن شعيب  رحمه الله عن أَبيه عن جده قال قال رسول الله صلى الله عليه وسلم لَيْسَ مِنَّا مَنْ تَشَبَّهَ بِغَيْرِنَا  

“Kendisini bizden başkasına benzeten, bizden değildir.”[19]

İbnu Teymiyye şöyle dedi:

“O halde onlara muhâlefet etmek Şerîat sâhibinin bir hedefidir. Görünürde benzerlik, iç dünyadaki sevgi, muhabbet ve dostluğu getirir. Nasıl ki, bâtındaki sevgi zâhirdeki benzerliği getirirse… Bu hissin ve tecrübenin şâhidlik yaptığı bir şeydir.”

(İbnu Teymiyye devamla) şöyle demiştir:

“Şerîatımızda (meşrû’) olmayan husûslarda onlarla benzeşmek, bazılarında harâmlığa varır ve nihâyet büyük günahlardan olur; bazen de Şer'î delîllere göre küfür hâline gelir.”

(İbnu Teymiyye) şöyle devam etti:

‘Kitâb, Sünnet ve icmâ' bazı husûslarda kâfirlere muhâlefet etme emrini ve onlara benzeme yasağına delâlet etmektedir.

Belli bir şekilde inzibat haline getirilemeyen ve gizli olan bir bozukluk ihtimâli olduğu yerde, hükmü buna bağlamış ve harâmlık bunun üzerine dayanmıştır. İşte bu yüzden, zâhirde/dış görünüşte onlara kendini benzetmek, kötü ahlâkta, fiillerde, hatta bizzat inançlarda onlara benzemenin bir sebebidir.

Bunun te'sîri de zabt u rabt/kontrol altına alınamaz. Benzerlikten hâsıl olan bozukluk bazan görülmez. Onun/o bozukluğun olmaması zor olur; yâhud imkânsız hale gelir. Bozukluğa götürecek her sebebi, Şerîat sâhibi harâm kılmaktadır. (İbnu Teymiyye’nin sözü son buldu.)

On beş: İbnu Ömer radıyellâhu anhumâ’dan şöyle rivâyet edilmiştir:

الْقِيَامَةِ  عَنْ عَبْدِ اللهِ بْنِ عَمْرِو بْنِ الْعَاصِ , أَنَّهُ قَالَ مَنْ وَتَشَبَّهَ بِهِمْ حَتَّى يَمُوتَ وَهُوَ كَذَلِكَ  حُشِرَ مَعَهُمْ يَوْمَ

“Kim….. Kim de kendisini onlara benzetirse ve böyle ölürse… Kıyâmet gününde onlarla beraber haşrolur.”[20]

On altı: Tirmizî, Resûlüllah sallellâhu aleyhi ve sellem efendimiz'in şöyle buyurduğunu rivâyet etmiştir:

عن عمرو بن شعيب رحمه الله عن أَبيه عن جده قال  قال رسول الله صلى الله عليه وسلم : لَيْسَ مِنَّا مَنْ تَشبَّه بِغَيْرِنَا ، لا تَشَبَّهُوا بَأَهْلِ الْكِتَابِ فَإِنَّ تَسْلِيمَهُمُ الإِشارةُ بِالْأَصَابِعِ وَالْأَكُفِّ

“Bizden başkasına kendisini benzeten bizden değildir. Yehûdîlere de, Hristiyanlara da kendinizi benzetmeyiniz. Zîrâ Yehûdîlerin selâm vermesi, parmaklarla işâretle, Hristiyanların selâm vermesi de, avuçlarla işâret etmekledir.”[21]

On yedi: Taberânî, (yukarıdaki sözlere) şu ilâveyi yapmıştır:

وَلَا تَقُصُّوا النَّوَاصِي وَأَحْفُوا الشَّوَارِبَ وَأَعْفُوا الِّلحَى

“(Yalnızca) alınları da (perçemlerinizi de) kısaltmayınız; bıyıkları dibine kadar kırkınız ve sakalları salınız.”[22]

Hazreti Ömer radıyellâhu anhu’nun zımmîlere[23] şart koştuğu şeyler arasında, Müslümanlardan ayır edilmeleri (ve belli olmaları) içün başlarının önlerini tıraş etmeleri de vardı. Artık, kim bunu yaparsa, şübhesiz ki kendini onlara benzetmiştir.

On sekiz: Buhârî ve Müslim’de şöyle rivâyet edilmiştir:

عَنِ ابْنِ عُمَرَ قَالَ نَهَى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَنِ الْقَزَعِ وَالْقَزَعُ أَنْ يُحْلَقَ رَأْسُ الصَّبِىِّ فَيُتْرَكَ بَعْضُ شَعْرِه

 “Nebî sallellâhu aleyhi ve sellem [قَزَعْ]/“kaza”ı (başın bir kısmını tıraş edip bir kısmını bırakmayı) yasaklamıştır.”[24]

Bu da, başın bir kısmını tıraş edip, bir kısmını tıraş etmemek demektir:

On Dokuz: Ebû Dâvûd, İbnu Ömer radıyellâhu anhumâ’dan şöyle rivâyet etmiştir:

عَنِ ابْنِ عُمَرَ أَنَّ النَّبِىَّ صلى الله عليه وسلم رَأَى صَبِيًّا قَدْ حُلِقَ بَعْضُ شَعْرِهِ وَتُرِكَ بَعْضُهُ فَنَهَاهُمْ عَنْ ذَلِكَ وَقَالَ  احْلِقُوهُ كُلَّهُ أَوِ اتْرُكُوهُ كُلَّهُ

“(Saçların, ya) tamamını tıraş ediniz, yâhud da tamamını bırakınız.”[25]

Başının tamamını tıraş etmeyen ve (‘hacamat’ gibi husûslarda) ihtiyâcı olmayan kimsenin sadece ensesini tıraş etmesi câiz olmaz. Çünki bu, Mecûsîlerin işidir. Kim kendisini bir topluluğa benzetirse, o onlardandır.

Yirmi: İbnu ‘Asâkir, Ömer radıyellâhu anhu’dan şöyle rivâyet etmiştir:

حَلْقُ الْقَفَا مِنْ غَيْرِ حَجَامَةٍ مَجُوسِيَّةٌ

“Hacamat olmaksızın, enseyi tıraş etmek Mecûsîliktir.”[26]

Yine Allah tebâreke ve teâlâ onların hevâlarına uymayı yasaklayıp şöyle buyurmuştur:

وَلَا تَتَّبِعُوا أَهْوَاءَ قَوْمٍ قَدْ ضَلُّوا مِنْ قَبْلُ وَأَضَلُّوا كَثِيرًا وَضَلُّوا عَنْ سَوَاءِ السَّبِيلِ 

“Bundan önce sapıtan ve birçoklarını saptıran ve de doğru yoldan sapan bir topluluğun hevâlarına uymayınız.”[27]

Allah teâlâ, Nebîsi sallellâhu aleyhi ve sellem efendimiz’e şöyle buyurdu:

وَلَئِنِ اتَّبَعْتَ أَهْوَاءَهُمْ مِنْ بَعْدِ مَا جَاءَكَ مِنَ الْعِلْمِ إِنَّكَ إِذًا لَمِنَ الظَّالِمِينَ

“Sana ilim geldikten sonra onların hevâlarına uyarsan, o takdîrde sen zâlimlerdensin.”[28]

İbnu Teymiyye şöyle dedi:

“Dinlerinden ve dinlerine tâbi olan şeylerde onlara hâs olan husûslarda onlara uymak, hevâlarına tâbi olmaktır.”

 

 

Sakalı Kesmek Kimlerin Rabbinin, Bırakmak da Kimlerin Rabbinin Emridir?

Yirmi bir: İbnu Ebî Şeybe şöyle rivâyet etti:

عَنْ عُبَيْدِ اللهِ بْنِ عبد الله بن عُتْبَةَ ، قَالَ جَاءَ رَجُلٌ مِنَ الْمَجُوسِ إلَى رَسُولِ اللهِ صلى الله عليه وسلم قد حَلَقَ لِحْيَتَهُ , وَأَطَالَ شَارِبَهُ , فَقَالَ لَهُ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم  مَا هَذَا ؟ قَالَ هَذَا فِي دِينِنَا ، قَالَ فِي دِينِنَا أَنْ نَجُزَّ الشَّارِبَ ، وَأَنْ نُعْفِيَ اللِّحْيَةَ.

“Mecûsîlerden bir adam Nebî sallellâhu aleyhi ve sellem’e geldi. Sakalını tıraş etmiş, bıyığını uzatmıştı. Nebî sallellâhu aleyhi ve sellem efendimiz O’na ‘bu nedir’? diye sorunca, ‘bu bizim dînimizde vardır,’ dedi. Resûlüllah sallellâhu aleyhi ve sellem de ‘fakat bizim dinimizde, bıyıkları dibine kadar kesmemiz, sakalı da bırakmamız vardır’ buyurdu.”[29]

Yirmi iki: Hâris İbnu Usâme, Yahya İbnu Kesîr’den, şöyle dediğini rivâyet etti:

عَنْ يَحْيَى بْنِ أَبِي كَثِيرٍ قَالَ أَتَى رَجُلٌ مِنَ الْعَجَمِ الْمَسْجِدَ ، وَقَدْ وَفَرَ شَارِبَهُ وَجَزَّ لِحْيَتَهُ  فَقَالَ لَهُ رَسُولُ الله صَلَّى الله عَلَيه وسَلَّم : مَا حَمَلَكَ عَلَى هَذَا ؟ قَالَ إِنَّ ربي أَمَرَنَا بِهَذَا فَقَالَ رَسُولُ الله صَلَّى الله عَلَيه وسَلَّم إِنَّ الله أَمَرَنِي أَنْ أُوَفِّرَ لِحْيَتِي وَأُحْفِيَ شَارِبِي

“Acemlerden bir adam mescide geldi; bıyığını uzatmış, sakalını kesmişti. Resûlüllah sallellâhu aleyhi ve sellem O’na, ‘seni buna sevk eden nedir?’ buyurunca, O da (Kisrâ’yı kasdederek), ‘rabbim bana bunu emretti’ dedi. Bunun üzerine Resûlüllah sallellâhu aleyhi ve sellem ‘şübhe yoktur ki, Allah celle celâlühû bana sakalımı uzatmamı, bıyığımı da dibine kadar kesmemi emretti’ buyurdu.”[30]

Yirmi üç: İbnu Cerîr, Zeyd İbnu Habîb’den, Kisrâ’nın iki elçisinin kıssasını ve Zeyd’in şöyle dediğini rivâyet etti:

رَوَى بُن حَبِيبٍ قِصَّةَ رَسُولَىْ كِسْرَى قَالَ وَ دَخَلاَ عَلَى رَسُولِ اللهِ صَلَّى اللهُ تَعَالَى عَلَيْهِ وَ سَلَّمَ وَ قَدْ حَلَقَالحَِاهُمَا وَ اَعْفَيَا شَوَارِبَهُمَا فَكَرِهَ النَّظَرَ اِلَيْهِمَا وَ قَالَ وَيْلَكُمَا مَنْ اَمَرَكُمَا بِهَذَا قَالَا اَمَرَنَا رَبُّنَا يَعْنِيَانِ كِسُرَى فَقَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهِ تَعَالَى عَلَيْهِ وَ سَلَّمَ وَلَكِنَّ رَبِّى اَمَرَنِى بِاِعْفَاءِ لِحْيَتِى وَ قَصَّ شَارِبِى

“…Bu iki elçi Resûlüllah sallellâhu aleyhi ve sellem’in yanına girdiler. Sakallarını tıraş etmiş, bıyıklarını da salmışlardı. Resûlüllah sallellâhu aleyhi ve sellem onlara bakmayı çirkin gördü ve ‘yazıklar olsun size!.. Bunu size kim emretti?’ buyurdu. Onlar da Kisrâ’yı kastederek ‘bunu bize rabbimiz emretti’ dediler. Bunun üzerine Resûlüllah sallellâhu aleyhi ve sellem ‘fakat benim Rabbim bana sakalımı salmayı, bıyığımı da kısaltmayı emretti’ buyurdu.”[31]

 

 

Nebî Sallellâhu Aleyhi Ve Sellem Efendimizin Sakalının Şekli Nasıldı?

Yirmi dört: Müslim, Câbir radıyellâhu anhu’dan şöyle dediğini rivâyet etti:

عَنْ سِمَاكٍ أَنَّهُ سَمِعَ جَابِرَ بْنَ سَمُرَةَ يَقُولُ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَكَانَ كَثِيرَ شَعْرِ اللِّحْيَةِ

“Resûlüllah sallellâhu aleyhi ve sellem’in sakalının kılları [كثير]/çok fazla idi.”[32]

Yirmi beş: Tirmizî, Ömer radıyellâhu anhu’dan şöyle rivâyet etti:

عن عبد الله بن محمد بن عمر بن علي ، عن أبيه ، عن جده ، قال : قِيلَ لِعَلِيٍّ صِفْ لَنَا النَّبِيَّ ، فَقَالَ لمَ ْيَكُنْ بِالطَّوِيلِ ، وَلاَ الْقَصِيرِ ، ضَخْمَ الرَّأْسِ ، مُشْرَبَ حُمْرَةٍ ، أهدب الأشفار ، كث اللحية

“Ali radıyellâhu anhu’ya ‘bize Nebî sallellâhu aleyhi ve sellem efendimizi vasfet, anlat’ denilince şöyle söyledi:…O, sık ve kalın sakallı idi.”[33]

Yirmi altı: Başka bir rivâyette, kesîf/sık sakallı idi.”[34]

Yirmi yedi: Ali radıyellâhu anhu’dan yapılan başka bir rivâyette, O, şöyle dedi:

عن علي بن أبي طالب رضي الله عنه أنه وصف النبي صلى الله عليه و سلم فقال كَانَ عَظِيمَ الِّلحْيَةِ

O, büyük sakallı idi.”[35]

Yirmi sekiz: Enes radıyellâhu anhu’dan şöyle rivâyet edilmiştir:

عن أنس قال وَكَانَت لِحْيَتُهُ قَدْ مَلَأَتْ مِنْ هَا هُنَا إِلَى هَا هُنَا وَأَمَرَّ يَدَيْهِ عَلَى عَارِضَيْهِ

‘(Nebî sallellâhu aleyhi ve sellem’in) sakalı buradan burayı doldurmuş idi, dedi ve elini yanlarına doğru açtı.’[36]

Sakalın Uzunluğundan Hiç mi Alınmaz?

Âlimlerden bir kısmı, İbnu Ömer radıyellâhu anhumâ’nın fiilinden dolayı bir sakaldan tutamdan fazlasını almaya ruhsat vermişlerdir.[37]

Âlimlerin çoğu ise bunu mekrûh görmektedirler ki, geçmiş delîllerden dolayı en açık olanı budur.

 

[Mütercimin İlâvesi]

([Biz de şöyle deriz: Söylenen doğrudur, lâkin eksiktir. Bırakınız İbnu Ömer radıyellâhu anhumâ gibi büyük bir Sahâbînin, sıradan bir Sahâbî’nin bile yaptığı rivâyeti, onun çiğnediğini veya Sahâbî olmayanların  O’ndan daha iyi anladığını iddiâ etmeleri, ‘Selefîlik’ vasfına ne de yakışıyor(!)., değil mi?...

İbnu’l-Hümâm şöyle demiştir:

Bu hadîsin râvîsi İbnu Ömer radıyellâhu anhumâ’dan, bir tutamdan fazlasını aldığı sahîh olarak gelmiştir.

Muhammed İbnu Hasen, ‘Kitâbu’l-Âsâr’da şöyle demiştir:

“Bize Ebû Hanîfe, Heysem İbnu Ebî’l-Heysem’den haber verdi; O da İbnu Ömer radıyellâhu anhumâ’nın sakalını avucuyla bir tutam olarak tuttuğunu, bir kabzadan/bir tutamdan fazlasını keser olduğunu haber verdi.”

Bunu Ebû Dâvûd[38] ve Nesâî, Kitâbu’s-Savm’da, Ali İbnu Hasen İbni Şakîk’den rivâyet ettiler; O (Ali), Vâkıdden, O da Mervân b. Sâlim’den rivâyet etti:

Mervân, ‘ben, İbnu Ömer radıyellâhu anhumâ’yı gördüm; sakalını kubdası (veya kabzası) ile tuttu, avucundan artanı kesti…” dedi.

Bunu (İmâm) Buhârî[39] Muallak (senedi, kendi tarafından kesik) olarak rivâyet etti ve şöyle dedi:

İbnu Ömer radıyellâhu anhumâ hacc veya Umre yaptığı zaman sakalını kubdasına alır, artanı keserdi.”

[Bunu Hâkim de rivâyet edip Buhârî ve Müslim’in şartına göre sahîh olduğunu söylemiş, Zehebî de O’nu tasdîk etmiştir.][40]

Bu (bir tutamdan fazlasının kesilmesi), Ebû Hureyre radıyellâhu anhu’dan da rivâyet edilmiştir.

(Nitekim) İbnu Ebî Şeybebunu senediyle O’na/Ebû Hureyre radıyallâhu’ya isnâd etmiş ve şöyle demiştir:

Bize Üsâme Şu’be’den, O; Cerîr’in neslinden olan Eyyûb’un oğlu Ömer’den, O da Ebû Zür’a’dan şöyle dediğini rivâyet etti:

Ebû Hureyre radıyellâhu anhu avucuyla sakalını bir tutam olarak tutar, fazlasını keserdi.’[41]

İşte bu yüzden, eğer, (hiç dokunmadan ve kesmeden bırakmak) hükmünün kaldırıldığına yorulmaz ise, -ki bizim usûl kaidelerimizden biri de, (âdil ve zabt sâhibi güvenilir) bir râvînin amelî rivâyet ettiğine ters düşmesi hâlinde, bu o haberin neshedilmiş (hükmünün tamâmen veya kısmen kaldırılmış) olduğuna yorulur- bu meselede râvî İbnu Ömer radıyellâhu anhumâ’dan başka rivâyet de yapılmış olmakla beraber, bu husûsta en azından şöyle denil(ebil)ir: Bu ‘salmak, bırakmak’ çoğunun alınmasının terkedilmesine/ alınmamasına veya tamemen kesilmesinin terkedilmesine yorulur. Nitekim bu (dibinden kesmek), Hindlilerde ve bazı efrenc ırklarından olanlarda görüldüğü gibi Acem mecûsîleri-nin sakallarını tıraş etmeleridir. Böylece, rivâyetlerin arası barıştırılmış olur. Bunun murâd edildiğini, Müslim’de Nebî sallellâhu aleyhi ve sellem’den yapılan şu rivâyet de te’yîd etmektedir: “Bıyıkları dibinden kesip, sakalları bırakınız; Mecûsîlere muhâlefet ediniz”. İşte bu cümle, illet/temel sebeb yerinde gelmiştir.

Bazı batılıların ve avratlaşmış erkeklerin yapmakta olduğu gibi, bundan (bir tutamdan) az olan sakaldan kesmeye gelince Onu (İslâm âlimlerinden ve müctehidlerden)  hiçbir kimse mübâh görmemiştir.[42] bnu Hümâmın Sözü Bitti.]])[43] (Mütercimin İlâvesi Bitti.)

İmam Nevevî, şöyle demiştir:

Seçilen görüş, olduğu gibi bırakılması ve asla hiçbir kısaltmaya gidilmemesidir.

Yirmi dokuz: Hatîb, Ebû Saîd’den Resûlüllah sallellâhu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu söylediğini rivâyet etmiştir:

لَا يَأْخُذْ أَحَدُكُمْ مِنْ طُولِ لِحْيَتِهِ

“Sizden biriniz, sakalının uzunluğundan almasın.”[44]

Ed-Dürrü'l-Muhtâr’da şöyle geçmektedir:

“Bazı garblılaşmış kimselerin ve avratlaşmış erkeklerin yaptığı gibi, bir tutamdan az olmasına rağmen sakaldan kısaltmaya gelince; bunu (âlimlerden) hiçbir kimse mübâh görmemiştir.”[45]

Allah Teâlâ şöyle buyurdu:

لَقَدْ كَانَ لَكُمْ فِي رَسُولِ اللَّهِ أُسْوَةٌ حَسَنَةٌ لِمَنْ كَانَ يَرْجُو اللَّهَ وَالْيَوْمَ الْآخِرَ وَذَكَرَ اللَّهَ كَثِيرًا

“Sizin içün, Allah'ı ve Âhiret gününü uman kimseler içün Resûlüllah sallellâhu aleyhi ve sellem’de en güzel bir numûne/örnek vardır.”[46]

Allah celle celâlühû yine şöyle buyurmuştur:

وَمَا آتَاكُمُ الرَّسُولُ فَخُذُوهُ وَمَا نَهَاكُمْ عَنْهُ فَانْتَهُوا وَاتَّقُوا اللَّهَ إِنَّ اللَّهَ شَدِيدُ الْعِقَابِ

“Resûl (sallellâhu aleyhi ve sellem) size neyi verdiyse, onu alınız, size neyi yasakladıysa, ona son veriniz. Allah(celle celâlühû)’dan sakınınız. Hiç şübheniz olmasın ki, Allah (celle celâlühû), azâbı çok şiddetli olandır.”[47]

Allah celle celâlühû yine şöyle buyurmuştur:

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا أَطِيعُوا اللَّهَ وَرَسُولَهُ وَلَا تَوَلَّوْا عَنْهُ وَأَنْتُمْ تَسْمَعُونَ

“Ey îmân edenler!... Allah'a ve Resûlüne itâat ediniz. İşitip dururken ona sırt çevirmeyiniz. İşitmiyor olmalarına rağmen ‘işittik’ diyen kimseler gibi de olmayınız.”[48]

Allah celle celâlühû yine şöyle buyurmuştur:

فَلْيَحْذَرِ الَّذِينَ يُخَالِفُونَ عَنْ أَمْرِهِ أَنْ تُصِيبَهُمْ فِتْنَةٌ أَوْ يُصِيبَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ

“O halde O’nun (Resûlüllah sallellâhu aleyhi ve sellem’in) emrine muhâlif davrananlar, kendilerine (dünyâda) bir fitnenin (musîbetin) dokunmasından, yâhud da (âhirette) elîm bir azâbın isâbet etmesinden sakınsınlar.”[49]

Allah celle celâlühû yine şöyle buyurmuştur:

وَمَنْ يُشَاقِقِ الرَّسُولَ مِنْ بَعْدِ مَا تَبَيَّنَ لَهُ الْهُدَى وَيَتَّبِعْ غَيْرَ سَبِيلِ الْمُؤْمِنِينَ نُوَلِّهِ مَا تَوَلَّى وَنُصْلِهِ جَهَنَّمَ وَسَاءَتْ مَصِيرًا

“Kim, kendisine hidâyet açığa çıktıktan sonra, Resûl’e muhâlefet eder ve Müslümanlardan başkasının yoluna uyarsa, girerse, tevellî ettiğini ona vâli yapar, (yâhud ‘üstlendiğini ona yükleriz’; yâhud da ‘dost edindiğini ona dost kılarız’; hâsılı, aradığını başına veririz ve sonra da) onu cehenneme sokarız. (Cehennem) ne kötü bir varılacak yerdir.”[50]

Allah tebâreke ve teâlâ erkekleri sakallarla güzelleştirmişdir.

Otuz: Meleklerin tesbîhinden olmak üzere şöyle rivâyet edilmiştir:

وَمِنْ تَسْبِيحِ المْلَائِكَةِ سُبْحَانَ مَنْ زَيَّنَ الرِّجَالَ بِالِّلحَى

“Erkekleri sakallarla süsleyen Zât’ı tesbîh ederiz (ona yakışmayacak vasıflardan pâk görür ve pâk tutarız).”[51]

(İbnu Abdi’l-Berr), Et-Temhîd’de şöyle demiştir: “Sakalı tıraş etmek harâm olur; bunu ancak erkeklerin avratlaşmış olanları yapar.”

Erkeklerin muhannes olanları’ demek, kendisini kadınlara benzeten kimse demektir. Şu halde sakal erkeklerin süsüdür ve yaratılışın tamamındandır.

Allah Teâlâ, erkekleri kadından (zâhirde) onunla ayırmıştır.

Sakal, kemâle ermenin alâmetlerindendir. İlk bittiği zaman onu yolmak, kendini tüysüz oğlanlara benzetmektir ve büyük münkerler-dendir. Aynı şekilde tıraş edilmesi, yâhud kısaltılması, yâhud da hamam otuyla izâle edilmesi, münker/dince veakılca kötü ve çirkin olan şeylerin en şiddetlilerinden olup, açık bir günah, Resûl’ün emrine muhâlefet ve yasaklandığı şeye düşmektir.

Gazâlî, İhyâ’da şöyle demiştir:

“Anfeka’nın/alt dudak altındaki azıcık sakal tellerinin etrafındakileri yolmak bid'attır.”

(İmam) Gazâlî şöyle dedi: Ömer İbnu Abdilazîz’in yanına bir adam geldi. Kulakların altında bulunan ve hareket eden iki alt çene kemiğinin uçları üzerindeki kılları yolmuştu. Bu yüzden Ömer İbnu Abdilazîz onun şâhidliğini reddetti.

Ömer İbnu Hattâb radıyellâhu anhu ve Medîne kâdısı İbnu Ebî Leylâ, sakalını yolan kimsenin şâhidliğini reddetmişlerdi.

İmâm Ebû Şâme şöyle dedi: “Sakallarını tıraş etmekte olan bir topluluk ortaya çıktı. O Mecûsîlerden sakallarını kısaltmalarına dâir yapılan nakilden daha beterdir.”

Bu Ebû Şâme rahimehullah’ın zamanındadır. Ya O, bugün bunları bolca yapanların çokluğunu görseydi ne olurdu? Bunlara ne oluyor?!.. Allah kahretsin onları!.. (Sünnet üzere olmaktan) nasıl da döndürülüyorlar?!.. Allah celle celâlühû onlara Resûl’ünü numûne/örnek edinmeyi emretmiş, onlar da O’na muhâlefet etmiş ve isyân etmişler ve de Mecûsîler ile kâfirleri örnek edinmişlerdir.

Allah celle celâlühû onlara, Resûlüne itâat etmeyi emretmiş ve sallellâhu aleyhi ve sellem efendimiz ‘sakalları bırakınız ve kesmeyip terkediniz’, ‘sakalları tam ve bol bırakınız’, ‘sakalları salınız, sarkıtınız’, ‘sakalları terk ediniz, bırakınız’, ‘sakalları tam yapınız’ diye emrettiği halde de onlar ona isyân ettiler ve sakallarını tıraş ettiler.

Allah celle celâlühû onlara, bıyıkları tıraş etmeyi emretmiş, onlar da onu uzatmışlar, işi tersine çevirmişlerdir. Allah celle celâlühû’nun ademoğlundan en şerefli ve en güzel yaptığı şeyi çirkinleştirmek sûretiyle Allah'a açıkça isyân etmişlerdir.

“Kendisine yaptığı işler fazlasıyla süslü püslü gösterilip de onu güzel gören kimse yok mu!.. Şübhe yoktur ki, Allah teâlâ, dilediğini (adâletiyle, yardımı ondan keserek) şaşırtır, dilemekte olduğunu da (lütfuyla) doğruya sevk eder.”[52]

“Ey Allah'ım!.. Şübhesiz ki biz kalblerin körlüğünden, günahların karartısından, dünya rezilliğinden ve Âhiret azâbından sana sığınırız.”

“Şübhe yoktur ki, Allah katında canlıların en şerlisi akletmeyen sağırlar ve dilsizlerdir. Allah onlarda bir hayır bilseydi, elbette onlara işittirirdi. Eğer onlara işittirmiş olsaydı, sırt dönücüler olarak gerisin geriye dönerlerdi. Şübhe yok ki bunda kalbi olan, şâhid olduğu halde kulak veren kimse içün kifâyet vardır.”

“Allah celle celâlühû kime hidâyet ederse, odur hidayete eren. Kimi de şaşırtırsa, asla onun içün mürşid bir velî[53] bulamayacaksın.”

Allah en iyisini bilir. Allah celle celâlühû, Muhammed sallellâhu aleyhi ve sellem’e âline ve arkadaşlarına salât ve selâm eylesin.

 

 

ABDURRAHMAN İBN MUHAMMED İBN KASIM EL-ASİMİ EL-HANBELİ

DARU'L HİLAFETİ'L ALİYYE MEDRESESİ

 


[1]     Buhârî (5892), Müslim (259/54 benzer bir lafızla ve takdîm te’hîr ile, yani ‘müşriklere muhâlefet ediniz, bıyıkları dibinden kırkınız ve sakalları vâfî/tam bırakınız’ şeklinde)

[2]     ‘İhfâ:, bıyığı dibine kadar kırkmak, kısaltmakta mubâlağa etmek, dibinden kırkmak ma'nâlarına gelir.

[3]     Buhârî (5892 biraz farklı bir lafızla) Müslim (259/52)

[4]     ‘Nehk ve İnhâk:, tamamen almak demektir.

[5]     Buhârî (5893)

[6]     Bezzâr (Heysemî, Mecmâu’z-Zevâid [Keşfu’l-Estâr:2970,2971]:5/217, H:8845, Heysemî, ‘bunu Bezzâr iki isnâd ile rivâyet etmiş olup birinde Amr İbnu Seleme bulunmaktadır ki, onu Yahya İbnu Maîn ve başkaları sağlam, Şu’be ve başkaları da zayıf bulmuşlardır; kalan râvîleri ise güvenilir kimselerdir’ demiştir. İlmiyye,1422) Hâsılı, râvîdeki müsâvî ihtilâf sebebiyle müellifin de dediği gibi isnâd hasen olmaktadır.

[7]     Müslim (260/55)

[8]     İbnu Hibbân (5476) Musannif (يُوفُونَ) yerine aynı ma'nâyı ifâde eden (يُوَفِّرُونَ) lafzını getirmiştir; düzeltme el-İhsân’dan yapılmıştır.

[9]     İbnu Hibbân (1221), Ebû Hureyre radıyellâhu anhu’dan. Müellifin lafzında farklılıklar var; düzeltme el-İhsândan yapılmıştır.

[10]    Müslim (259/53)

[11]    Müslim (260/55), Ebû Hureyre radıyellâhu anhu’dan.

[12]    Tirmizî (2761)

[13]    Tirmizî, Sünen (5/92)

[14]    Sîğe: Emir kalıbı

[15]    Taberânî (11/34,H:10977), İbnu Abbâs radıyellâhu anhumâ’dan. Muhakkıkı (!) hadîsdeki (اَلشَّعَرُ)/‘eş-şaari’ kelimesini (اَلشِّعْرُ/‘eş-şi’ri’ şeklinde zabt etmekle (!) ibretlik bir iş yapmış oldu. Hadîsi, İbnu Ebî Şeybe, Tâvus’dan mürsel olarak (مِنَّا مَنْ مَثَّلَ بِالشَّعَرِ فَلَيْس)/“… bizden değildir” lafzıyla rivâyet etmiştir. (14/492,H:29233, M. Avvâme Tahkîkı.)

[16]    Ahmed (2/256) Müellif’in lafzındaki değişikliğin sebebini bilmiyoruz.

[17]    Bezzâr (13/90 H:6446) Müellif’in getirdiği rivâyet’in doğrusu ise ‘kendinizi Mecûsîlere benzetmeyiniz; sakalı bırakınız’ değil, ‘kendinizi Mecûsîle-re benzetmeyiniz; (kına ile) sakalı değiştiriniz şeklindedir. O yüzden biz onun risâlesine İbnu Abbâs radıyellâhu          anhumâ’dan aldığı rivâyeti, yani (لَاتَشَبَّهُوا بِالْاَعَاجِمِ غَيِّرُوا الِّلحَى) lafzıyla olan rivâyeti (Mecma’:5/207) değil, murâdına uyan Enes radıyellâhu anhu’nun rivâyetini aldık.

[18]    Ahmed (2/50,92), İbnu Ebî Şeybe (10/287, H:19747,17/522,524 M.Avvâme Tahkîkı), Ebû Dâvûd (4031), Taberânî, Müsnedü’ş-Şâmiyyîn (216), Beyhakî, Şuâbu’l-Îmân (2/75, H:1199), v.d. Irâkî İhyâ Tahrîcinde (1/269) senedini sahîh buldu. İbnu Hacer, Fethu’l-Bârî’de(11/450, D. Fikir,1411) bu rivâyet içün ‘sâbittir’ demiştir. Zehebî de Siyer’inde (15/509), isnâdının sahîh olduğunu söyledi.

[19]    Tirmizî (2695) Müellif, Ebû Dâvûd’un rivâyet ettiğini söylediyse de -Allahu a’lem- bu bir yanılmadır.

[20]    Beyhakî, Şuâbu’l-Îmân (9387) ve es-Sünenü’l-Kübrâ, Cizye Kitâbı’nın sonu (9/234).

[21]    Tirmizî (5/56, H:2695) Tirmizî, ‘bunun isnâdı zayıftır’, dedi. Yukarıda geçmişti.

[22]    [Taberânî: el-Mu’cemu’l-Evsat (7380)], Mecmâu’z-Zevâid, Heysemî, ‘senedinde tanımadığım bir kimse vardır’ dedi. (8/39)

[23]    İslâm devleti tarafından belli şartlar ile anlaşma yapılmakla vatandaşlığa kabûl edilen Ehl-i Kitâb’dan olan çorbacı kâfirler.

[24]    Ahmed (2/4,39,55,67,82,83,101,118), Buhârî (5920-5921) ve Müslim (2120), Ebû Dâvûd (4193,4194), Nesâî (8/131, H:5051), İbnu Mâce (3637,3638)

[25]    Ahmed (2/88), Ebû Dâvûd (4195), Nesâî (5048), İbnu Hibbân (5508)

[26]    İbnu ‘Asâkir [Kenzu’l-Ummâl (6/661,H:17270)] Ömer radıyellâhu anhu’dan. Taberânî, ‘Resûlüllah sallellâhu aleyhi ve sellem, ense tıraşını, hacamat dışında yasakladı’ lafzıyla el-Evsat (3/463-464, H:2293, Mahmûd Tahhân Tahkîkı), es-Sağîr (261)

[27]    Mâide 77

[28]    Bakara: 145

[29]    İbnu Ebî Şeybe, el-Musannef (13/116-117, H:26013).

[30]    Hâris İbnu Üsâme (İbnu Hacer, el-Metâlibu’l-Âliyye2/274, H:2206)

[31]    Ebû Nuaym, Delâilü’n-Nübüvve (2/350, Dâru’n-Nefâis:1419) İbnu Cerîr’den, kaynağı bulunamadı,

[32]    İbnu Ebî Şeybe, Musannef (16/517,H:32468), Ebû Ya’lâ, Müsned (7422, İlmiyye, 1418), Beyhakî, Şuab (2/151,H:1419, İlmiyye,1410)

[33]    Bezzâr, el-Bahru’z-Zehhâr (2/256, H:665), Ahmed İbnu Hanbel (1/89) v.d.

[34]    Bulunamadı.

[35]    İbnu Hibbân (6311), Ahmed İbnu Hanbel (1/134, aynı ma'nâya gelen [ضَحْمَ الِّلحْيَةِ] lafzıyla)

[36]    İbnu ‘Asâkir (3/278)

[37][37]  Delîl onun rivâyetindedir; kendi görüşünde değil. Şübhe yoktur ki, Resûl sallellâhu aleyhi ve sellem’in sözü ve fiili uyulmaya ne olursa olsun, başkasının görüşünden ve fiilinden daha evlâdır.

[38]    Ebû Dâvûd (2357)

[39]    Yukarıda geçen (5892. hadîs)’in sonunda.

[40]    Hâkim, el-Müstedrek (1/422)

[41]    İbnu Ebî Şeybe (25992)

[42]    İbnu’l-Hümâm, Fethu’l-Kadîr (2/77)

[43]    Bu iki büyük parantez arası mütercimin Risâleye ilâvesidir.

[44]    Hatîb, Ebû Saîd’den (5/187). Bunu İbnu Adiyy de (5/181’de 1544). kişinin tercümesinde rivâyet etmiş ve rivâyetlerinin tamamı mahfûz olmayan rivâyetlerdir demiştir. Bunu Ebû Nuaym el-Hilye’de (3/324)’de rivâyet edip, “garîbdir” demiştir.

[45]    Bu ifâde aslında yukarıda da geçtiği gibi, İbnu’l-Hümâm’a âid olup, Fethu’l-Kadîr’dedir (2/77)

[46]    Ahzâb:21

[47]    Haşr:7

[48]    Enfâl:20

[49]    Nûr: 63

[50]    Nisâ:115

[51]    Bu rivâyet, hadîs mecmû'alarında bulunamamış olup, ancak Rûhu’l-Beyân isimli tefsîrde görülmüştür.

[52]    Fâtır: 8

[53]    Doğruya sevkedecek ve götürecek olan bir dost.


YAZI KÖŞESİ

SAYAÇ

Bugün 258
Toplam 92374
En Çok 670
Ortalama 229