İSLAMİ HAREKETİN BAŞLANGIÇ KONUŞMASI

O HALDE SEN VE BERABERİNDE TEVBE EDENLER, EMROLUNDUĞUNUZ ŞEKİLDE, DOĞRU YOLU TUTUN. SİZDEN HİÇBİRİNİZ BÜYÜKLENİP, ALLAH TARAFINDAN KONULMUŞ SINIRLARI AŞMASIN; ÇÜNKÜ UNUTMAYIN YAPTIĞINIZ HERŞEYİ O GÖRÜYOR. (KURAN-İ KERİM 11:112)

15-04-2020

İSLAMİ HAREKETİN BAŞLANGIÇ KONUŞMASI

 

Rahmân ve Rahîm Olan Allah’ın Adıyla…

Cemaleddin Hoca’nın (Rh.a) Barbaros Camii’nde yapmış olduğu tarihi konuşmasının bir bölümünü sizlere takdim ediyoruz.

13.08.1983 günü Barbaros Camii’nde yaptığım konuşmanın bir özeti:

 

Muhterem Kardeşlerim!

Sizler İslam davasını hâkim kılmak için yola çıkmış, para vermiş, mesai sarf etmiş insanlarsınız. Başınızdaki idareciler de acaba sizler gibi düşünüyor ve o yolda tam bir cesaretle aynı hizmeti veriyorlar mı? Gitmek istediğiniz hedefe sizleri adım adım da olsa yaklaştırıyorlar mı? İşte, bugün bunun hesabını soracak ve kararınızı ona göre vereceksiniz. Başınızdaki idarecileriniz arasında bulunan kişilerden biri olan ben Cemaleddin, sizlere bu hususta biraz malumat vermek ve bu suretle vereceğiniz kararda sizlere yardımcı olmak istiyorum.

(…) Haberiniz olsun ki, hizmetler yürümüyor ve teşkilat yerinde sayıyor. Hatta Şeriat’ın çizgisinden bazen sapmalar bile oluyor. Işte bunlardan bir kısmını önünüze getirdik!

 

Bakınız kardeşlerim! Avrupa’da çok büyük imkânlar varken:

1- Bunlar; yani iki doktor, Hasan Damar ve Sabri Surat 8-10 senedir işbaşında oldukları halde hâlâ bir akademi açmamışlardır.

2- Gençlerimizin, bedenî kabiliyyetlerini meşrû bir şekilde geliştirmek için bir salon temin etmemişlerdir.

3- 500 Türk müslüman Yahova şahitliğine girerken, 17 Türk çocuğu papaz mektebinde okurken, 650 müslüman çocuğu küfrün potasında erirken, bu beyler on sene geçtiği halde ne gibi bir tedbir almışlar ve bu hususta ciddî görülebilecek hangi adımı atmışlardır?

4- İşçi kardeşlerimiz ibadetlerini yapmada ve Cuma namazlarına gitmede ciddi zorluklarla karşı karşıya kalmışlar iken, aradan on sene geçtiği halde, hangi avukata başvurmuşlar, hangi makamlara müracat etmişlerdir?

5- İşçi haklarını korumak için, pasaport meselelerini halletmek için bir hukuk müşavirliği açılmış mıdır?

6- Neşriyat sahasında herhangi bir kitap neşriyatı yapılmış mıdır?

7- Tebliğ sahasında yabancılara dönük bir tercüme bürosu açıp, ne bir kitap yayınlanmış, ne de bir konferans verilmiştir. Dış münasebetlerde cemiyet ve cemaatlerle, millet ve devletlerle alakalı ciddi bir hizmet verilmiş midir?

8- Dünya basınını takip etmek üzere bir istihbarat bürosu açılmış mıdır?

Üstelik:

 

1- Birliği sağlıyamamışlar, bölünmelere sebebiyet vermişlerdir.

2- Kimine münafık, kimine hain, kimine ajan, kimine içi pis diye diye cemaatı dağıtmışlardır. Mesela Köln-Fatih Cami’nin vaktiyle 750 üyesi varken bu sayı bugün yüz ellinin altına düşmüştür.

3- Hocalık mesleğini hor görmüşler; „Hocanın pili bitti, bu hoca haindir…“ gibi sözlerle bu teşkilatı adeta hoca yiyen teşkilat haline getirmişlerdir.

4- Fetvaya karşı çıkmışlar, „Her şey fetva ile halledilmez!“ demişler ve bu suretle „Baş başa, baş da Şeriat’a bağlıdır!“ sözünü istismar etmişler, Şeriat’a ve başa bağlı olmadıklarını, ancak kendi başlarına bağlı bulunduklarını ortaya koymuşlardır.

5- Kendi saltanatlarını devam ettirmek için, oyunlar tertiplemişler, sahte raporlar tanzim etmişler, başkalarının ismini ve imzasını taklit ederek, hocaları MIT teşkilatına jurnal etmişler ve müslümanları birbirine düşürmüşlerdir.

 

İşte muhterem kardeşlerim!

Durum ve tutumlarının bir kısmına işaret ettiğim bu şahıslardan İslam’a ve cemaata hayır gelir mi? Bunlara Allah yardım eder mi? Bunlarla ilgili kararınızı verin! Ya hepimizi silme yoluna gidin ve hepimizi yolcu edip yepyeni bir kadronun kurulmasına karar verin, ya da bizlere „Siz gidin, bu işleri siz karıştırdınız!“ deyin, veyahut da onlara hak ettikleri dersi verin, hadlerini bildirin ve kendilerine „Çekilin!“ deyin. Dedik ve her şeyi açık açık herkesin önüne serdik. Ve herkesin dinleyebilmesi için de kapıya ne bir polis koyduk ne de bir ambargo.

Söz sırası ve karar verme safhası gelince cemaat ittifak halinde kararını verdi ve onlara „Gidin, artık sizleri başımızda görmek istemiyoruz, size olan itaatımızı geri alıyoruz!“ dediler.

 

Ötesi mâlum!“

• Cemaatlerin önüne geçtikten sonra ne gibi kararlar aldınız?

• İslamî hareket başlıca iki şeyden ibarettir: Bunlardan biri organize, müesseseleşme, daha açık bir ifade ile teşkilatlanma ve iş bölümüne gitme. İkincisi de yine İslamî ölçüler içerisinde teşkilatları ve teşkilat mensuplarını düzene koyma ve nizama bağlamadır. Biz hemen harekâtın meşruiyyetinin mucip sebeplerini tesbit etmek ve karar altına almak üzere, 20 Ağustos 1983 tarihinde yine Barbaros Camii’nde bir toplantı tertip ettik.

Bu toplantıda harekât ve esbab-ı mucibeleri gözden geçirildi, Şer-i Şerif’e uygun olduğu kanaatına varılarak imza altına alındı. Birincisi bu idi. İkincisi bir icra heyeti tesbit edilmek üzere seçim yapıldı. Reisliğe biz Cemaleddin Hoca, Reis yardımcılığına Ahmed Polat Hoca ile Hüseyin Kami Bey’ler getirildiler. Üç; Teşkilatlanmanın ve icraat yapmanın şer’î ölçüler içerisinde yürümesi için bir nizamnâme hazırlandı. Dört; Alınan ve alınacak olan kararların metinler halinde teşkilatlara gönderilmesi karar altına alındı. (Harekâtın esbab-ı mucibesi…)

 

• Harekâtın meşruiyyetinin sebeplerini kısaca maddeler halinde açıklar mısınız?

• Şu konuşmanın ağırlık merkezini teşkil eden ve can alıcı noktasını meydana getiren mesele işte budur, bu sorunun cevabıdır. Önce şunu tesbit edelim; Bir emirde bulunması lazım gelen vasıflar nelerdir? Cevap: Halife’de bulunması lazım gelen şartlar, valilerde de lazımdır. İmam Maverdi’nin Ahkâm-üs Sultaniyye’sine bakılabilir.

1- Her yönüyle âdil olacak,

2- Bütün işlerinde ve hükümlerinde içtihad edebilecek derecede ilme sahip olacak. Ibn-i Abidin’e göre; Veya içtihada yakın olacak, yani hiç olmasa içtihadın ne demek olduğunu, müctehidlerin ayet ve hadis’lerden, asıl kaynaklardan hükümleri nasıl çıkardıklarını bilecek. Bir başka ifade ile Usul-i Fıkıh ilmine de vakıf olacak.

3- Sevk ve idaresini anlamaya yarayan fikir ve idareye sahip olacak.

4- Tehlikeler karşısında topluluğu korumaya imkân veren kuvvet ve cesarete sahip olacak.

 

Bunlar ve daha benzeri şartlar ehliyetinin yani ehil olmasının şartlarıdır. Sorunuzu şu şekilde sorarsanız mesele daha iyi anlaşılacaktır: Idare olunanlar idare edenlerden itaatlarını kaldırabilir mi? Tekrar ediyorum soruyu:Yönetilenler, yönetenlerden, yani yöneticilerden itaatlarını kaldırabilir mi? Bu harekât caiz midir? Yoksa isyan mı sayılır? Bu sorunun cevabı, bu çeşit harekâtların hükümleri gayeye göre değişir…

…(Emir) Tehlikeler karşısında topluluğu korumaya imkân veren kuvvet ve cesarete sahip olacak. Bunlar ve daha benzeri şartlar ehliyetinin yani ehil olmasının şartlarıdır. Sorunuzu şu şekilde sorarsanız mesele daha iyi anlaşılacaktır: İdare olunanlar idare edenlerden itaatlarını kaldırabilir mi? Tekrar ediyorum soruyu: Yönetilenler, yönetenlerden, yani yöneticilerden itaatlarını kaldırabilir mi? Bu harekât caiz midir? Yoksa isyan mı sayılır? Bu sorunun cevabı, bu çeşit harekâtların hükümleri gayeye göre değişir.

 

1- Milletin malına, canına veya namusuna tecavüz etmek gayesi ile yapılan karşı çıkmalar haramdır ve günahtır.

2- Makam ve mevkiye geçmek gayesi ile yapılan karşı çıkmalar da caiz değildir ve günahtır.

3- İdareciler, yani baştakiler haksızlık yaptıkları veya yapılması gereken hizmetleri yapmadıkları takdirde karşı çıkmalar haram değildir, hatta vaciptir.

 

Bu hususta Merhum ve şehid İskilipli Atıf Efendi’nin „Şeriat Medeniyeti“ isimli kitabının „Halife’ye karşı ayaklanma“ başlığını taşıyan ve İbn-i Abidin’i esas alan yazısı okunmalıdır, mutlaka okumalısınız. Bu yazı „Avrupa’da Hicret“in 2. sayısında neşredilmiştir. Bir idareci üzerine düşeni yapmadığı ve haksızlık yaptığı takdirde uyarılır, ve uyarılır, tekrar uyarılır, kendine gelip düzelmediği takdirde alaşağı edilir. Bu aynı zamanda emr-i mâruf ve nehy-i münker yapmaktır.

„Mevakif“te de, yani Mevakif isimli kitapta ve şerhinde kaydedildiğine göre şartlar ve sebepler tahakkuk ettiği takdirde ümmet, imam ve halifeyi azleder, azletme yetkisine sahiptir. Mesela onun yüzünden müslümanların işleri karışıyor, dinî hizmetler gerisin geriye gidiyor ve içinden çıkılmaz hale geliyor.

Said Havva „İslam“ isimli kitabının tercümesinin 321. sayfasında şöyle der: Fakihlerin ekseriyetine göre umumî kaide şudur.

Müslümanlar din işlerini yürütmesi, daha doğrusu, müslümanların din işlerini yürütmesi diğer işlerini düzene koyması için bir Halife’yi nasıl kendileri seçerse, fasıklık yaptığı ve işlerini düzenli bir şekilde yürütmediğinde de onu makamından düşürmeleri haklarıdır. Yine aynı kitabın 333. sayfasında şu şartları, şu satırları okuyoruz: Hülefa-i Raşidin devrinde vilayet sakinlerinin, yani bir vilayet halkının validen memnun olmalarına önem verilirdi. Öyle ki, şehir halkı validen memnun olmayınca, o vali azledilirdi. Hz. Ömer’in metodu bu idi. Velev ki, vali suçsuz olsun. Saad ibni Ebi Vakkas bunun bir örneğidir…

 

Cemaleddin Kaplan (Rh.a)
Fetva, Tebliğ ve İrşad Başkanı

13.08.1983


YAZI KÖŞESİ

Hilafet-i İslamiyye

SAYAÇ

Bugün 352
Toplam 150501
En Çok 855
Ortalama 253