İSLAM ÜMMETİNİN YAPISI

O HALDE SEN VE BERABERİNDE TEVBE EDENLER, EMROLUNDUĞUNUZ ŞEKİLDE, DOĞRU YOLU TUTUN. SİZDEN HİÇBİRİNİZ BÜYÜKLENİP, ALLAH TARAFINDAN KONULMUŞ SINIRLARI AŞMASIN; ÇÜNKÜ UNUTMAYIN YAPTIĞINIZ HERŞEYİ O GÖRÜYOR. (KURAN-İ KERİM 11:112)

EBU'l-ALA El-MEVDUDİ

27-07-2019

İSLAM ÜMMETİNİN YAPISI

Böylece, Rasûl-ü Ekrem (sallallâhu aleyhi ve sellem) dünyanın kuruluşundan beri süregelen dini canlandırmak, yenilemek ve tazelemekle kalmadı, bütün geçmiş pey­gamberlerin zamanından beri "İslâm ümmeti" olarak bilinen ümmeti de yeniden meydana getirdi. Hz. Peygamber (sallallâhu aleyhi ve sellem) bu ümmete muhtelif grup, kabile, sülâle ve bölgelerden katılan kişileri birbirinin yardımcısı, dert or­tağı, destekçisi ve kardeşi yaptı, hepsinin can, mal ve namuslarının aynı derecede korunmasına özen gösterdi, herkesin hak ve mesuliyetinin aynı olduğunu ilân etti, takvâ ve iyi amelin dışında aralarında herhangi bir im­tiyaz ve fark bırakmadı, kısacası her bakımdan birlik, beraberlik, dayanış­ma ve eşitlik içinde olan muazzam bir topluluk vücuda getirdi. Arabistan gibi aşiret egemenliğindeki ve her türlü kabile ve bölgesel dengesizlikteki bir toplum için bu çok garip ve beklenmedik bir gelişme idi ve Cahiliyye kafası bunu kabul etmeye hazır değildi.

İbni Zeyd'in rivâyetine göre Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem)'in amcası Ebû Leheb bir gün kendisine şöyle bir soru yöneltti: "Ben senin dinini kabul edersem be­nim kazancım ne olacaktır?" Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) buyurdular: "Diğer bütün iman sahiplerinin kazandıklarını siz de kazanacaksınız." Ebû Leheb dedi ki: "Peki, benim için (bir peygamberin amcası olması bakımından) bir ayrıcalık yok mudur?" Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem), "Ee daha ne istiyorsunuz?" diye sordu. Bunun üzerine Ebû Leheb, "lânet olsun, lânet olsun benimle herke­sin eşit olduğu dine." dedi.

Bu fanatizmi ortadan kaldırmak amacıyla Kur'an-ı Kerim şöyle bu­yurdu:

"Size ne akrabanız ne de çocuklarınız (Allah'ın azabına karşı) fayda vermez. Allah kıyamet günü aranızı ayıracaktır." (Mümtehine, 3)

Yani, kan bağlarının hepsi dünyada kalacaktır ve bunlar kıyamette kimseye hiçbir fayda sağlamayacaktır. Asıl önemli olan şey imandır. Kı­yamette ve mahşerde kimin imanı kuvvetliyse felahı bulacak, kiminki za­yıfsa cezasını çekecektir. Bu sebeple dünyada akrabalık ve dostluklar ku­rarken bu noktaya dikkat edilmelidir.

"Sizin veliniz ve dostunuz Allah, O'nun peygamberi, namazlarını kı­lanlar, zekâtlarını veren ve rukû eden mü'minlerdir." (Maide, 55)

"Mü'minler ancak kardeştirler. Öyleyse iki kardeşinizin arasını dü­zeltin." (Hucurât, 10)

İşte bu ve buna benzer diğer ayetler, dünyada bütün Müslümanlardan teşekkül eden evrensel bir kardeşliği meydana getirdiler. Bu emir ve talimatın sayesindedir ki müslümanlar kadar aralarında yakınlık, sevgi, daya­nışma ve yardımlaşmanın bulunduğu dünyada başka bir din ve hayat dü­zeni kurulamamıştır. Hz. Peygamber (sallallâhu aleyhi ve sellem) İslâm kardeşliğinin bu mezi­yet, fazilet ve erdemini çeşitli vesilelerle dile getirmiştir.

Hz. Cerîr bin Abdullah'ın dediği gibi, "Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) benden üç mevzuda biat almıştı. Birincisi, namazı ikâme edeceğim, ikincisi, zekât vereceğim, üçüncüsü, her müslümanın yardımcısı ve destekçisi olaca­ğım." (Buhârî: Kitab'ul îman).

Hz. Abdullah bin Mes'ûd'un naklettiği hadise göre, Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) buyurdular: "Müslüman'a küfretmek fısk (küfür)tır ve onunla kavga et­mek küfürdür." (Buhârî)

Hz. Ebû Hüreyre'nin anlattığına göre Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem)'in emri şöyledir: "Her müslümana başka bir müslümanın can, mal ve namusu ha­ramdır." (Müslim, Tirmizî)

Hz. Ebu Said Hudrî ve Hz. Ebû Hureyre'nin rivâyetine gö­re Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) buyurdular ki: "Müslüman, müslümanın kardeşidir. Ona zulüm etmez, onu yalnız bırakmaz, ona hakaret etmez. Bir kişinin kendi müslüman kardeşine hakaret etmesi zâten en büyük şerrdir." (Müs­ned-i Ahmed)

Hz. Sehl bin Sa'd Saidî, Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem)'in şu mübarek sözlerini nak­letmiştir: "Bir müslüman, iman sahipleriyle baş ve gövde gibidir. Bir müs­lüman, iman sahiplerinin her acısını, bir başın, vücudun herhangi bir kıs­mındaki acısı gibi duyar." (Müsned-i Ahmed)

Hz. Nu'man bin Bişr, Hz. Peygamber (sallallâhu aleyhi ve sellem)'in şöyle dediğini naklet­miştir: "Müminler arasındaki merhamet, sevgi ve dert ortaklığı tıpkı bir vücut gibidir. Nasıl ki vücudun bir azasında hissedilen acı bütün vücudu uykusuz bırakır ve ateşlenmesine sebep olur; müslümanlar da öyledirler." (Buhârî ve Müslim)

Hz. Ebu Musa el-Eş'arî, Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem)'in şöyle dediğini rivayet et­miştir: "Bir mü'min başka bir mümin için bir duvar gibidir, öyle bir du­var ki bunun her bölümü başka bir bölümünü kuvvetlendirir." (Buhârî, Müslim, Tirmizî)

Hz. Abdullah bin Ömer, Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem)'in şu sözlerine yer vermiş­tir: "Müslüman, müslümanın kardeşidir. Ne ona zulüm eder, ne de ona yardım etmekten kaçınır. Kim kardeşinin hacetini giderirse, Allah da onun hacetini giderir. Kim bir müslümanı musibetten kurtarırsa Allah da onu kıyamette musibetten kurtaracaktır. Kim bir müslümanın ayıbını örterse Allah da kıyamet gününde onun ayıbını örtecektir." (Buhârî ve Müs­lim)

Hz. Câbir bin Abdullah ve Ebû Talha bin Sehl'ul Ensarî'nin bir hadisi şöyledir: Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) buyurdular: "Eğer bir kişi, bir müslümana, ha­karete uğradığı ve namusuna dil uzatıldığı sırada yardım etmezse Allah da ona, Allah’ın yardımına en çok muhtaç olduğu zaman yardım etmeyecek­tir. Fakat bir kişi de bir müslümana, hakarete uğradığı ve namusuna saldı­rıldığı sırada yardım ederse, Allah da ona, Allah'ın yardımına en çok muhtaç olduğu anda yardım elini uzatacaktır." (Ebû Davud)

Hz. Abdullah bin Amr bin As, Hz. Peygamber (sallallâhu aleyhi ve sellem)'in şu hadisini nakletmiştir: "Müslüman, müslümanların dilinden ve elinden mahfuz ol­dukları kişiye denilir." (Buhârî ve Müslim)

Hz. Ebû Bekr'e Nufey' bin el-Hâris'in anlattığına göre, Vedâ Haccı sırasında Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) müslümanlara hitap ederken şöyle de­mişti: "Sakın, benden sonra kâfirler gibi birbirinizin boynunu vurmaya başlamayın." (Buhârî ve Müslim)

Hz. Enes'in rivâyetine göre Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) bir defasında şöy­le buyurdular: "Kardeşine, ister zâlim, ister mazlum olsun yardım et." Bir kişi dedi ki eğer mazlumsa elbette ona yardım edeceğim, ama zâlim ise ona niçin yardım edeyim? Bunun üzerine Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) dedi ki: "Onu zulümden alıkoy ve vazgeçir. İşte bu zâlime yapılan yardımdır." (Buhârî)

Hz. Abdullah bin Amr bin As'ın bir başka hadisi şöyledir: "Mü'minle­rin kanı aynı değerdedir. Müminler düşmanlarına karşı bir el gibidirler (sıkılmış yumruk gibidirler)." (Müsned-i Ebû Davud Tayâlisi Hadis No: 2258)

Hz. Enes bin Mâlik şu hadisi nakletmiştir: Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) buyurdu­lar: "Bana, İnsanlar kelimeyi şehâdet getirdikleri zamana kadar, yani Al­lah'tan başka bir ilâh olmadığını ve Muhammed'in Allah'ın Rasûlü oldu­ğunu söyleyinceye kadar onlarla savaşmam emrolunmuştur. Daha sonra, kendileri bu şehâdeti verdikten, kabilemize yöneldikten, kurbanlarımızı (kestiğimiz hayvanları) yedikten ve namazımızı kıldıktan sonra onlara olan haklarımız hariç, onların kanı ve malı bizim için haramdır. Onların hakları, müslümanlarınkinin aynısıdır ve onların farzları (vazifeleri) da müslümanlarınkinin aynısıdır." (Neseî, Müsned-i Ahmed)


YAZI KÖŞESİ

SAYAÇ

Bugün 31
Toplam 81262
En Çok 670
Ortalama 222